Neyin bulunmaya değer olduğuna kim karar verir?
Google algoritmaları felsefi yazıların keşfedilebilirliğini nasıl etkiler?
Yazar için bu kelimelerin ardında sorular, yeniden düşünülmüş argümanlar, yeniden yazılmış bölümler ve okur için neleri açık bırakacağına dair tercihler vardır. Sistem içinse bu, işleyişe ilişkin bir durum bilgisidir. Bu projeye ait 907 URL’nin bu kategoride listelendiğini gördüğümde, iki bakış açısı arasındaki mesafeyi görmezden gelmek zorlaştı. Bu sayı, metinlerin farklı sürümlerini de içeren adresleri gösteriyordu; mutlaka 907 ayrı eser anlamına gelmiyordu. Yine de soru yerinde duruyordu: Bir makine tarafından okunmakla, arama yoluyla bir okurun erişimine açılmak arasında ne olmuştu?
İstediğim, metinlerin okurlarla karşılaşma fırsatı bulmasıydı. Bir okur bir metni yararlı bulabilir, ona katılmayabilir, okumayı yarıda bırakabilir ya da içinde kendisi için önemli bir şey fark edebilir. Bu olasılıklar, karşılaşmanın kendisine aittir. Bir sistem, bu karşılaşma yaşanmadan önce bunlar hakkında neyi ortaya koyabilir?
Bu proje için Google, okurlara ulaşmanın bir aracıdır; çalışmanın amacı değildir. Amaç, sorgulama ve farkındalıktır: İnsanlara inceleyebilecekleri sorular sunmak ve kendi sonuçlarını özgürce çıkarmalarına olanak tanımak. Arama, bu karşılaşmanın oluşmasına yardımcı olabilir. Google’ın onayı okurun yerini alamaz; yazıyı esas olarak bu onayı elde etmek için biçimlendirmek, dağıtım aracının projenin amacını yeniden tanımlamasına izin verme riskini taşır.
Google; tarama, dizine ekleme ve arama sonuçlarını sunma süreçlerini birbirinden ayırır. Bir sayfanın içeriği alınabilir ama sayfa dizine eklenmeyebilir; dizine eklenmiş bir sayfayı bulmak da hâlâ zor olabilir. Yukarıdaki durum bilgisi, belirli bir sayfanın neden dışarıda bırakıldığını tek başına açıklamaz. Bu nedenle Google’ın bir metni değersiz bulduğu, felsefesini reddettiği veya onu bastırmayı amaçladığı sonucuna varmak için yeterli kanıt değildir. Durum bilgisi bize bir sonucu söyler. O sonucun arkasındaki gerekçe ise ayrı bir sorudur.
Google’ın mekanizması algoritmalar, otomatik programlar ve yapay zekâ içerir. Tarayıcı botlar sayfaları alır; diğer sistemler içeriği işler ve sonuçların nasıl sunulacağını belirler. Google, kelime gruplarını yorumlayan ve sorgulardaki kavramlarla sayfalardaki kavramları eşleştiren yapay zekâ sistemlerinden söz eder. Bu yetenekler önem taşır. Çok geniş bir konu yelpazesinde, az bilinen metinlerin bulunmasını sağlayabilirler.
Bu mekanizmada insan tercihleri de somutlaşır. İnsanlar hedefleri belirler, sistemleri geliştirir ve değişiklikleri değerlendirir. Google, sonuçları incelemek için kalite değerlendirmesi yapan insanlardan yararlanır; ancak onların değerlendirmeleri tek bir sayfanın sıralamasını doğrudan belirlemez. Otomasyon, kurumsal kararları uygulamaya taşır; kurum, bu kararların neyi öne çıkardığından, neyi gözden kaçırdığından ve neyle karşılaşmayı zorlaştırdığından sorumlu olmaya devam eder.
Soru, felsefe ve edebiyat söz konusu olduğunda özellikle zorlayıcı hâle gelir. Olgusal bir iddia, kanıtlarla sınanabilir. Doğruluğu, onu yayan kişinin kimliğine göre değişmemelidir. Felsefi bir deneme ise kanıtların hangi varsayımlar aracılığıyla anlam kazandığını inceleyebilir. Edebî bir eser, bir deneyimi doğru ya da yanlış diye işaretlenebilecek bir ifadeye indirgemeden algılanabilir kılabilir.
Bir şiir karanlıktan söz ederken kederi, gizlenmeyi, sığınağı ya da bunlardan birkaçını aynı anda anlatabilir. Kelimeyi tanımak bir iştir. Onun işlevini yorumlamak başka bir iştir. Şiirin belirli bir okur için neye dönüşebileceğini anlamada, o okurun koşulları, anıları ve dikkati de rol oynar. Özgürlük üzerine bir argüman, işini yeni kaybetmiş, bir evliliği geride bırakmış ya da devraldığı bir inancı sorgulamaya başlamış biri için farklı bir anlam kazanabilir.
Hesaplamaya dayalı temsillerle çalışan bir mekanizma, anlamı insan yaşamları içinde ortaya çıkan metinleri nasıl değerlendirir? Bu bağlamda, bir sistemin bir metni anladığını söylemek ne demektir?
Yapay zekâ argümanları belirleyebilir, yorumlar önerebilir, çelişkileri fark edebilir ve felsefi soruların geliştirilmesine yardımcı olabilir. Katkısı kayda değer olabilir. Bu yetenekler, bazı ayrımları inceleme gereğini ortadan kaldırmaz: Bir eseri analiz etmek, olası yararını tahmin etmek, yazarının neyi amaçladığını bilmek ve bir okurun ne yaşayacağını öngörmek arasındaki ayrımlar. Bu işlerden birindeki yeterlilik, hepsinde kesinlik bulunduğunu göstermez.
İnsan okurlar da yazarları yanlış anlayabilir. Bir yazarın niyeti, bir eserin bütün geçerli yorumları hakkında son sözü söyleyemez. Edebiyat, yazarının bilinçli olarak planlamadığı anlamlara da alan açabilir. Felsefe, yazarının gözden kaçırdığı bir çelişkiyi ortaya çıkarabilir. Dolayısıyla mesele, bir yorumun kapsamı ve sonuçlarıdır: Değerlendiren, ne ölçüde emin olduğunu ileri sürüyor ve bu yorum bir karara dönüştüğünde erişime ne oluyor?
“Okur deneyimi” ifadesi, birbirinden farklı birkaç soruyu örtebilir. Bazıları sayfanın yüklenip yüklenmediğiyle, düzeninin kullanışlı olup olmadığıyla ve kesintilerin okumayı engelleyip engellemediğiyle ilgilidir. Google’ın sayfa deneyimi rehberi bu tür pratik koşulları ele alır. Bu koşulların bir kısmı teknik testlerle değerlendirilebilir; bazı ölçümler de gerçek kullanıcı verilerine dayanır. Okumanın hangi koşullarda gerçekleştiğini tarif etmeye yardımcı olurlar. Ancak tek başlarına, okumanın üretebileceği düşünceyi tarif edemezler.
Bir de içerikten ve bağlamından hareketle öngörülen yarar vardır. Sonra okurun gerçek deneyimi gelir: Belirli bir kişi eserle karşılaştığında ortaya çıkan şey. Dizine ekleme ve sıralama farklı süreçlerdir. Yeni bir sayfa, arama üzerinden tek bir ziyaretçi bile almadan dizine eklenebilir. Sorun, insanlara sağlayacağı yarara ilişkin tahminlerin nasıl kullanıldığı ve sınırlarının ne kadar açık biçimde kabul edildiğidir.
Felsefi bir metin, bir insanın daha az emin olmasına yol açabilir. Alışıldık bir yanıtın, kişinin hiç incelemediği bir varsayıma dayandığını gösterebilir. Edebî bir eser, bir duyguyu çözümsüz bırakabilir. Bu karşılaşma zorlayıcı, hatta rahatsız edici olabilir; yine de değerli olabilir. Etkisi daha sonra, bir cümle bir konuşma sırasında ya da zor bir karar verilirken yeniden akla geldiğinde ortaya çıkabilir.
Bu koşullarda tatmin edici bir deneyim ne sayılır? Bir cevap almanın rahatlığı mı? Sorunun eksik olduğunu fark etmenin huzursuzluğu mu? Bu deneyimlerden hangilerinin yarar sayılacağını kim belirler?
Google’ın kamuya açık rehberleri, içeriğin amacıyla bağlantılı olarak değerlendirilmesi gerektiğini kabul eder. Özgünlükten, emekten, beceriden ve tatmin edici bir kullanıcı deneyiminden söz eder. Bu, belirli bir soruyu sormamız için temel sunar: Otomatik kararlar, bir felsefi sorgulamayı, şiiri ya da alışılmadık bir edebî biçimi değerlendirirken bu ayrımları ne ölçüde güvenilir biçimde koruyor? Bir ilkeyi yayımlamakla onu belirli bir esere doğru uygulamak farklı başarılardır.
Bu denemenin nasıl geliştirildiği de bu sorunun içinde yer alır.
Konuyu, ele almak istediğim meseleyi ve yönü ben belirledim. Yazmaya başlamadan önce bunları bir yapay zekâ asistanıyla tartıştım. Kaynakları araştırdı, bağlantılar kurdu, ifadeler önerdi ve zaman zaman, sürdürmek istediğim sorgulamayla örtüştüğü için desteklediğim bir bakış açısı sundu. Bunu açıkça söyledim. Başka yerlerde çerçevesini düzelttim, bir çıkarımını reddettim ya da başta kendim ortaya attığım bir öneriyi geri çektim.
Yapay zekânın düşünsel katkısı gerçektir. Benim rolüm, bu katkıların çalışma içinde ne anlama geldiğine, hangilerinin geliştirileceğine ve hangilerinin geride bırakılacağına karar vermeyi de içerir. Tartışma, sonunda ortaya çıkan metni değiştirir. Bir düzeltme, bir karşılaştırmanın iki farklı durumu birbirine karıştırmasını önleyebilir. Bir itiraz, ilk sorduğumuz sorudan daha önemli olan soruyu ortaya çıkarabilir.
Bu süreç yazının bir parçasıdır. Yapay zekânın süreçte yer aldığını belirten kısa bir açıklama, bir aracı adlandırır; rollerin açıklanması ise çalışmanın nasıl biçimlendiğini gösterir. Google’ın kendisi de içerik üretenleri, içeriği kimin hazırladığını, nasıl üretildiğini ve neden üretildiğini açıklamaya teşvik eder. Bir içerik üreticisi, bir sistemin bu çalışmayı nasıl değerlendirdiğini anlamaya çalıştığında, karşı yönde ne düzeyde bir açıklamaya ulaşabilir?
Uzun bir tartışma, iyi bir denemeyi garanti etmez. İnsanın yön vermesi, seçilen her argümanı sağlam hâle getirmez. Yine de süreç, yazarlık ve emeğin değerlendirilmesi açısından anlamlı ayrımlar içerir. Bir sistem, tamamlanmış sayfadan bunlar hakkında ne kadar çıkarım yapabilir? Yapay zekâ desteğiyle insanın sürdürdüğü bir sorgulamayı, anlamına pek dikkat edilmeden üretilmiş bir metinden nasıl ayıracaktır?
Bizim yazım sürecimiz, insanın yön verdiği bir tartışma içinde bir bakış açısı geliştirir ve bunu okurun değerlendirmesine sunar. Google ise tamamlanmış sayfaya dışarıdan bir değerlendirme uygular ve eserin arama yoluyla bulunup bulunamayacağını etkileyen kararlar verir. Yapay zekâ her iki ortamda da katkı sunabilir; rolü, kararın kapsamı ve okur açısından sonuçları farklıdır.
WeCome1’in bir amacı ve bakış açısı vardır. Soruları dikkati yönlendirir; ne sorulacağını seçmek bile çerçeveyi etkiler. Bu yönün görünür olmasını, aynı zamanda okurlara kendi sonuçlarına ulaşabilecekleri alanı bırakmayı istiyorum. Bir okur bir argümanı kabul edebilir, öncülüne itiraz edebilir ya da bir soruyu yazarın öngörmediği bir yere taşıyabilir.
Bu aynı zamanda, kâr amacı gütmeden yürütülen bağımsız bir projedir ve sayfalarında reklam bulunmaz. Bu tercihler, projenin okurun dikkatine nasıl yaklaştığının bir parçasıdır. Bir değerlendirme sistemi, bu tercihlerin amaçlanan deneyimle ilişkisini fark eder mi? Okuru kendi başına düşünmeye davet ederken dikkatini reklamdan uzak tutma kararını nasıl hesaba katar?
Google, gerekli koşulları sağlayan kâr amacı gütmeyen kuruluşlara Google for Nonprofits üzerinden destek sunar; bunlar arasında arama reklamları için Ad Grants de vardır. Bu programlar, kuruluşun uygunluk koşullarını sağladığının doğrulanmasını gerektirir; bir projenin ticari olmayan amacı tek başına bu statüyü oluşturmaz. Ürünler ya da reklam aracılığıyla sağlanan destek, organik aramada avantaj elde etmekten de farklıdır. Bu deneme için başvurduğum kamuya açık rehberlerde, reklamsız olmanın veya ticari bir amaç taşımamanın tek başına dizine eklenmeyi ya da arama sonuçlarında ayrıcalıklı bir konumu güvence altına alacağına dair bir vaat bulamadım.
Google’ın rehberleri, öncelikle insanlar için hazırlanmış içeriği teşvik eder ve ana içeriği engelleyen reklamlardan kaçınmayı önerir. Bu, anlamlı bir örtüşme noktasıdır. Sistemleri, sayfaların oluşturulma biçiminden bir projenin niyetini ne ölçüde doğru kavrayabilir? Bu niyet değerlendirmeye nasıl girer ve içerik üreticisi bunun anlaşılıp anlaşılmadığını nasıl bilebilir?
Bu özgürlük, yazıya da yükümlülükler getirir. Soruların bağlama ihtiyacı vardır. İddiaların uygun dayanaklara ihtiyacı vardır. Bir sonucu açık bırakmak, okuru yalnızca geliştirilmemiş bir argümanı düzeltmek zorunda bırakmak yerine ona düşünme alanı vermelidir. Amaç, katılmayı başarılı bir karşılaşmanın koşulu hâline getirmeden, inceleyebileceği bir şey sunmaktır.
Değerlendiren, bu tür bir yararı tanıyabilir mi? Bilerek açık bırakılmış bir soruyla eksik bir yanıtı birbirinden ayırabilir mi? Önce okurun hangi sonuca ulaşması gerektiğine karar vermeden, okura katılmama özgürlüğü tanımanın değerini fark edebilir mi?
Okur tepkilerine ilişkin kanıtlar, daha önce verilmiş görünürlük kararlarına bağlı olduğunda güçlük döngüsel hâle gelir. Olası bir geri bildirim döngüsü şöyle tarif edilebilir:
Görünürlüğün verilmemesi → okur tepkisi için daha az fırsat → sınırlı veri → bu sınırlılığın olumsuz bir sinyal olarak yorumlanması → görünürlüğün verilmemesinin sürmesi.
Kritik adım, kanıt eksikliğinin yorumlanmasıdır. Sınırlı görünürlük, insanların farklı koşullarda nasıl tepki vereceğini göstermez. Eksik veri, bir soruyu yanıtsız bırakabilir. Bu eksikliği reddedilme olarak yorumlamak, gözlemin tek başına destekleyemeyeceği bir sonuç ekler.
Bilgi erişimi araştırmaları, bununla ilişkili bir sorunu incelemiştir. Thorsten Joachims, Adith Swaminathan ve Tobias Schnabel, bir arama sonucunun konumunun o sonucun aldığı tıklamaları nasıl etkilediğini (konum yanlılığı) ve doğrudan bu tür geri bildirimlerden öğrenmenin neden çarpık sonuçlar üretebildiğini gösterir. Çalışmaları, bu yanlılığı düzeltmeye yönelik yöntemler de ortaya koyar. Bu çalışma, projenin dizine eklenme durumunun burada tarif edilen döngüden kaynaklandığını göstermez. Geri bildirimin, sistemin yarattığı fırsatlarla ilişkili olarak neden yorumlanması gerektiğini ortaya koyar.
Daha genel olarak, sınırlı bir karşılaşma kümesinden elde edilen gözlemler, o kümenin dışındaki olasılıkları yanlış yansıtabilir (seçilim yanlılığı). Kendi çıktılarından öğrenen bir sistem, bu çıktıların neyin gözlemlenebileceğini nasıl şekillendirdiğini hesaba katmalıdır.
Aynı yükümlülük yazar için de geçerlidir. Sessizlik, bir eserin gösterilmiş olsaydı geniş ölçüde takdir göreceğini kanıtlayamaz. Gözden kaçmış bir deneme değerli, vasat ya da çok az kişiyi ilgilendiren bir metin olabilir. Görünürlük eksikliği bu olasılıkların hiçbirini kesinleştirmez. Ulaşamadığımız okur, eseri ne onaylamış ne de reddetmiştir.
Otorite burada devreye girer.
Bir kurum, kararını etkili kılma gücüne sahip olduğu hâlde kararın doğruluğunu destekleyen kanıtlara sahip olmayabilir. Otorite erişimi düzenleyebilir, usuller oluşturabilir ve devasa sistemleri koordine edebilir. Bu işlevler yanılmazlık sağlamaz. Bir kararın ölçeği, dayandığı akıl yürütmenin niteliğini değiştirmeden, bir hatanın sonuçlarını büyütebilir.
Bir siyasi liderin bir politikayı dayatma gücü, o politikanın onunla yaşamak zorunda olan insanlara hizmet edeceğini kanıtlamaz. Kararların kurumsal konum sayesinde güç kazandığı her yerde aynı mantıksal ayrım önemlidir. Arama söz konusu olduğunda sonuç, bulunabilirliğe ilişkindir: Neyin kolayca bulunabileceğini belirleyebilmek, onun felsefi ya da edebî değerini belirleyebilmeyi tek başına kanıtlamaz.
Bir dizine ekleme kararı, yazarın ya da okurun gözünde kültürel bir işarete dönüşebilir. “Bulamadım”, “Önemi yok” düşüncesine kayabilir. “Sistem onu seçti”, “Güvenimi hak ediyor” düşüncesine kayabilir. Her iki geçişte de işleyişe ilişkin bir sonuca ek bir yargı yüklenir.
Bu geçişi neden yapıyoruz? Gerekçeleri anladığımız için mi? Sistem başka durumlarda güvenilir yardım sağlayarak güvenimizi kazandığı için mi? Dışarıda kalmanın bir bedeli olduğu için mi? Yoksa ona güvenmeyi öğrendiğimiz, kararlarına alıştığımız ya da seçimini bir ölçüt olarak kabul etmeye koşullandığımız için mi?
Tanıdık bağlamlarda tekrar edilen eylemler alışkanlığa dönüşebilir (alışkanlık oluşumu). Wendy Wood ve David Neal’ın çalışması, bağlamlarla tepkiler arasındaki öğrenilmiş bağlantıların, her seferinde yeni bir karar alınmadan davranışın ortaya çıkmasını nasıl mümkün kılabildiğini açıklar. Bu açıklama, herhangi bir kişinin Google’a neden güvendiğini ortaya koymaz. Bir hizmeti kullanma alışkanlığının, o hizmetin yargılarını kabul etmekle iç içe geçip geçemeyeceğini sormamız için bir yol sunar.
Pratik yardım sayesinde kazanılan güven, farklı bir göreve taşınabilir. Bir adresi bulmamıza yardımcı olan bir sistemden, bizi okumaya değer bir felsefi esere yönlendirmesi de istenebilir. Bu talepler arasındaki geçişi ne kadar dikkatle inceliyoruz? Tanıdık bir ölçüt, sınırlarını artık sorgulamadığımız bir otoriteye hangi noktada dönüşür?
Kendimi de bu sorunun içine katmam gerekiyor. Bir dizine ekleme durumunu, projemin değeri hakkında verilmiş bir hüküm gibi okuduğumda, o durum bilgisine sunduğundan daha fazla anlam yüklüyor olabilirim. Hayal kırıklığı, açıklanmamış bir kararı zihinde kurulmuş bir hükme dönüştürebilir. Google’dan açıklık istemek, kendi çıkarımımı da netleştirmeyi gerektirir.
Bu, görünürlükle bağlantılı sorumluluğu ortadan kaldırmaz. Bir sistemin etkisi, ilgili gerekçeleri açıklamanın, belirsizliği kabul etmenin ve kararların yeniden ele alınabilmesine izin vermenin önemini artırır. İyi içeriğin ne olduğuna ilişkin genel bir açıklama, bir kurumun amaçlarını tarif etmeye yardımcı olur. Ancak genel bir durum etiketinde eksik olan, o sayfaya özgü gerekçeyi sunamaz.
Spam, yinelenen içerik, teknik kısıtlamalar ve sınırlı kaynaklar pratik sınırlar oluşturur. Bir dizin, mümkün olan her sayfanın saklanacağını ya da her eserin her aramada görüneceğini vaat edemez. Bununla birlikte kaynakların dağıtımı, edebî önemi değerlendirmekten farklıdır. Yararlı bir açıklama, içerik üretenlerin hangi tür sorunla karşı karşıya olduklarını anlamalarına olanak tanımalıdır.
Felsefeyi ve edebiyatı bütünüyle değerlendirebilecek bir sistemin nasıl kurulacağını bilmiyorum. Böyle bir değerlendirmenin belirsiz olduğu yerde, ölçülü davranmanın nasıl görüneceğini sorabilirim. Bir eserin bulunabilirliği, onun nihai değeri hakkında ne kadar emin olunduğuna daha az bağlı olabilir mi? Bir sistem, sınıflandırmanın kendisini tartışılmaz bir hükme dönüştürmeden, olgusal iddiaları yorumlardan ve edebî anlatım araçlarından ayırabilir mi? Az bilinen eserlerin ilgilenebilecek okurlarla karşılaşma fırsatlarını koruyabilir mi?
Teknik değerlendirme, alaka düzeyi, öngörülen kalite ve bir karşılaşmanın anlamı ayrı ayrı bir işleve sahiptir. Aralarındaki sınırlar görünür kalmalıdır. Bir sistem, bütün belirsizlikler giderilmeden pratik seçimler yapmak zorunda kalabilir. Bu zorunluluğun gerekçesi, belirsizliğin giderildiği iddiasından ayırt edilebilir kalmalıdır.
Görünürlüğü dağıtan bir sistem, kendi kararlarının yarattığı sessizliği bu kararların doğru olduğuna kanıt saymamalıdır.
Soru, bu sistemi kullanan insanlara da uzanır; bu satırları yazan kişi de buna dâhildir. Bir sistemin seçimini kabul ettiğimizde, tam olarak neyi kabul ediyoruz: Bir şeyi bulmamıza yardımcı olmasını mı, onun ne kadar ilgili olduğuna dair bir tahmini mi, yoksa neyin önemsenmeyi hak ettiğine dair bir yargıyı mı?
Ve bir eser bu seçimin dışında kaldığında, eserin sınırlarıyla onu bulmaya çalıştığımız sistemin sınırlarını ayırt etmemizi ne sağlayabilir?
Başvurulan kaynaklar:
Google Search Central — In-depth Guide to How Google Search Works; A Guide to Google Search Ranking Systems; Creating Helpful, Reliable, People-First Content; Understanding Page Experience in Google Search Results; Site Position in Google Search Results FAQ.
Google Search — Search Engine Testing and Evaluation.
Google Search Console Help — Page Indexing Report.
Google for Nonprofits Help — About Google for Nonprofits; Eligibility Guidelines.
Thorsten Joachims, Adith Swaminathan, Tobias Schnabel — Unbiased Learning-to-Rank with Biased Feedback, 2016.
Wendy Wood, David T. Neal — A New Look at Habits and the Habit–Goal Interface, Psychological Review, 2007.