# İSİMLENDİRMENİN RAHATLIĞI

> *Neden Bir Şeye İsim Vermek Onu Anladığınız Hissini Verir — ve Arayışı Sessizce Sona Erdirir*

**Language:** TR
**Source:** wecome1.com - Transparent Awareness

---

Adlandırma neden rahatlık verir ama gerçek kavrayışı engeller?
Bir şeye isim verebildiğiniz o an gelen özel bir rahatlama vardır. Kafa karıştırıcı durum, rahatsız edici duygu, başka birindeki tuhaf davranış — bir ismi olmadığı sürece, orada çözülmemiş bir şekilde durur, üzerinize baskı yapar, dikkat talep eder. Ve sonra o kelimeyi bulursunuz. "Ah, bu narsisizm." "Bu sadece kapitalizm." "Bu kaygı." "O bir İkizler." Ve bir şeyler yatışır: baskı kalkar, rahatsızlık hafifler, sizi rahatsız eden şey halledilmiş gibi hissedilir. Ancak o an aslında ne olduğuna yakından bakın, çünkü bu rahatlama bir yer değiştirmeyi gizler. O şeyi anlamadınız. Onu isimlendirdiniz. Ve bu isim size anlama hissini verdi — gerçek bir anlayışın vereceği o aynı oturmuş, tamamlanmış hissi — oysa şeyin kendisini tam olarak eskisi kadar açıklanmamış halde bıraktı. İsim bir açıklama değildir. Ancak bir açıklama hissi yaratır ve bu his, aramayı bırakmanız için yeterlidir.

Bir ismin zihne gerçekte ne yaptığıyla başlayın, çünkü bütün mekanizma bunun etrafında döner. İsimlendirilmemiş bir şey rahatsız edicidir: sınıflandırılmamış, açıklanmamış, zihnin pek iyi tolere edemeyeceği bir şekilde havada asılı kalmış. Ve bu rahatsızlık faydalıdır — sizi daha yakından bakmaya, sorular sormaya, aslında ne olup bittiğini eşelemeye iten şeyin ta kendisidir. İsimlendirmek bu rahatsızlığı anında yok eder. Etiket yapıştığı an, zihin o şeyi bilinen olarak dosyalar ve onu anlama kaşıntısı ortadan kaybolur. Fakat rahatsızlığı yok etmek sorunu çözmekle aynı şey değildir; sadece aynıymış gibi hissettirir. Etiket, soruyu cevaplamadan kapatır. Ve soru bir kez kapandığında, asıl mekanizma — ismin altındaki gerçek işleyiş, o şeyin nedeni ve nasılı — dokunulmamış bir halde bekler, çünkü artık ona ulaşmak için hiçbir çekim hissetmezsiniz. Elinizde bir kelime vardır ve bu kelime bir varış noktası gibi hissettirir, böylece yürümeyi bırakırsınız. İsim, anlayış sunmaz. O, anlayış arayışının sonunu sunar ki, zihin bunu anlayışın kendisinden kolayca ayırt edemez.

Şimdi, genel varsayımı tersine çeviren, açıkça görülmeye değer kısım burası. İsimlendirmenin anlamaya giden ilk adım olduğunu — bir şeyi etiketlemenin onu kavramaya başlamak olduğunu düşünme eğilimindeyiz. Ancak çoğu zaman isim, anlamaya giden ilk adım değil; onun önündeki engeldir. Çünkü en az anladığınız şeyler, sıklıkla kendileri için en hazır isme sahip olduğunuz şeylerdir — ve tam da o hazır isim sizin bakmanızı engellediği için en az anlaşılan şeylerdir. "Biliyorum, bu sadece benim kaygım" diyen kişi, bu cümlesiyle, kaygının aslında ne olduğu, neyi işaret ettiği, neden şimdi geldiği konusundaki sorgulamayı bitirmiştir. Etiket soruyu açmadı; onu mühürledi. Ve mührün pürüzsüzlüğü, altındaki cehaletin kılık değiştirmiş halidir: bir isim aklınıza ne kadar çaba harcamadan gelirse, kelimeyi bulduğunuz an o şeyi incelemeyi bırakmış olma ihtimaliniz o kadar yüksektir ve o kelimenin neyi örttüğü hakkında aslında o kadar az şey biliyorsunuzdur. Etiketin akıcılığı bir anlayış işareti değildir. O genellikle tam olarak anlayışın terk edildiği yerin işaretidir.

Ve işte daha derin dönüm noktası, çünkü o bariz tepkinin kendisi de bir tuzaktır. Tüm bunları görerek şu sonuca varabilirsiniz: o zaman isimlendirmeyi bırak, etiketleri reddet, her şeyi isimsiz ve açık tut. Ancak bu hem imkansız hem de hatalıdır. İsimler olmadan düşünemeyiz — kategoriler, kavramlar, kelimeler olmadan dünya işlenemez bir kaosa dönüşür ve "hiçbir şeyi isimlendirme" fikri sizi dilsiz ve dolayısıyla düşüncesiz bırakır. İsim bir araçtır ve vazgeçilmezdir; sorun hiçbir zaman isimlendirmenin kendisi değildi. Sorun, ismi bir cevabın başlangıcı değil de sonu sanmaktır. Sağlıklı düşünen kişi de bir şeyleri isimlendirir — ancak bu ismi bir kapanıştan ziyade bir soru olarak tutar: "Buna kaygı diyorum — ama bu aslında ne anlama geliyor, altında ne var, neden şimdi?" İsim, bir araştırmayı sonlandıran bir mühür değil, onu başlatan bir etiket haline gelir. Ve işte en derinden yaraladığı yer, tuzağın en acımasız versiyonu: bu en güçlü şekilde kendinize verdiğiniz isimler üzerinde işler. "Ben içe dönüğüm," "Ben böyleyim," "Ben kaygılı biriyim," dediğinizde, kendinizi bir kategoriye kapatır ve içinizdeki gerçek mekanizmayı aramayı bırakırsınız — ve daha kötüsü, etiketi, incelemeyi bıraktığınız bir şeyin üzerine yerleştirdiğiniz bir kelime olarak değil, sorgulanamaz bir kimlik, doğanızla ilgili değişmez bir gerçek sanırsınız. Kendinize verdiğiniz isim, kendini anlamanın önündeki en büyük perde haline gelir, tam da ona geçici bir tanım olarak değil de basitçe ve nihai olarak kim olduğunuz gibi davrandığınız için.

Şimdi dönüm noktası — çünkü burada kolayca düşülebilecek iki hata vardır ve her ikisi de anlayışın aslında nerede yaşadığını gözden kaçırır.

İlk kolay hata, isimlendirmeye duyulan saf inançtır: "etiketlemek bilmektir, kategoriler anlamaktır, bir şeyi isimlendirmek onu idrak etmektir." Oysa bir isim bir başlangıçtır, bir varış noktası değil — ve ona bir varış noktası olarak davrandığınız an, sizi anlayışa götürecek olan tam da o sorgulamayı durdurursunuz. İkinci kolay hata ise bunun tam tersidir, kinik çöküş: "tüm isimler illüzyondur, tüm kategoriler yanlıştır, dil gerçekliği çarpıtır — isimlerden tamamen kaçın." Bu imkansız ve felç edicidir; isimlerle düşünürüz ve onları reddetmek düşünceyi reddetmektir. Her iki hata da gömülü bir varsayımı paylaşır: sorunun isimlendirip isimlendirmemek olduğu varsayımı. Asıl soru daha inceliklidir — mesele isimlendirip isimlendirmemek değil, ismi bir kapanış olarak mı yoksa bir soru olarak mı tuttuğunuzdur. Çünkü tehlike etiket değildir; tehlike, etiketin ürettiği tamamlanmışlık hissi, o gerçekten anlayıp anlamadığınızı kontrol etmeyi bırakmanıza neden olan varmış olma hissidir. Soru olarak tutulan bir isim arayışı canlı tutar. Cevap olarak tutulan bir isim ise onu bitirir — ve tamamlanmış olanla karıştırılan bitmiş bir arayış, o kendinden bu kadar emin bir şekilde isimlendirdiğiniz şeyin ismin altında size tamamen meçhul kalmasının yoludur.

Bunun içinde, bir şeyi isimlendirdiğinizi hissettiğiniz, kafanızda yerine oturduğu o an ulaşılabilen sessiz bir pratik yatar — "ah, demek buymuş"un küçük rahatlaması.

Kendinizi bir isme ulaşırken ve onunla yatıştığınızı hissederken bulduğunuzda — "ah, bu narsisizm," "ah, bu sadece kaygı," "ah, ben böyleyim" — tam da o rahatlama anında duraklayın, çünkü rahatlama bakmayı bıraktığınızın sinyalidir. Şunu sorun: İsim bende, peki ama mekanizma bende mi? Bu etiketin altında aslında ne çalışıyor? İsmi bir mühür değil bir kapı olarak kullanın — içinden geçin, önünde durmayın. Kelimenin neyin üzerini örttüğünün izini sürün: "bu kaygı, öyleyse anlaşıldı" değil, "bu kaygı — ve asıl soru şimdi başlıyor, onun ne olduğu ve nereden geldiği hakkında." Ve bunu en dikkatli şekilde üzerinizde taşıdığınız kendi isimlerinize yöneltin, çünkü onlar sorgulama ihtimalinizin en düşük olduğu ve değişmez doğanız sanma ihtimalinizin en yüksek olduğu şeylerdir. Çünkü bir ismin verdiği kapanış hissi gerçek değildir; sadece arayışın sona erdiğine dair bir illüzyondur — ve en az anladığınız şey, tam olarak en kolay isimlendirdiğiniz şeydir; öylesine akıcı bir kelimenin altına mühürlenmiştir ki, hiç sormadığınız bir sorunun üzerini örttüğünü asla fark etmezsiniz.

Bir şeyi isimlendirmekle gelen bir rahatlama vardır — kelimeyi bulduğunuz an kalkan o açıklanmamış olmanın rahatsızlığı.

Ancak bir isim, açıklama değildir; açıklama gibi hissettiren bir kapanıştır, soruyu cevaplamadan mühürler, öyle ki siz anlamış olmanın o oturmuş hissini yaşarken ismin altındaki mekanizma dokunulmamış halde bekler. Ve bu, en güçlü şekilde kendinize verdiğiniz isimler üzerinde işler; burada etiket, sorgulanamaz bir kimliğe dönüşerek katılaşır ve aslında ne olduğunuza dair arayışı sona erdirir.

Bu yüzden, bir şeyi isimlendirip kafanızda yerine oturduğunu hissettiğinizde, rahatlamayı anlamak olarak almayın.

Onu, elinizde mekanizmanın mı yoksa sadece kelimenin mi olduğunu sormanız için bir sinyal olarak alın — çünkü en kolay isimlendirdiğiniz şey, en az anladığınız şey olabilir, arayışın sona ermesini onun tamamlanmasıyla karıştırdığınız o pürüzsüz ismin altında mühürlüdür.

İsim, hiçbir zaman anlayış olmadı.

O, bakmayı bıraktığınız andı — kendi akıcılığı ile varış anınızmış gibi kılık değiştirmişti.