# Sermayeobezite

> *Borç Tabanlı Disiplin*

**Language:** TR
**Source:** wecome1.com - Transparent Awareness

---

Kapitalizmin sermaye obezitesi olarak felsefi eleştirisi?
Bak, orada duruyorsun, hala kendini ciddi bir isimle tanıtmaya çalışıyorsun. Bu işe yaramıyor. Sana "kapitalizm" demek çok kibar; sen Sermayeobezite'sin. Durdurmayı bilmeyen, şişmeyi güç sanan, kendi nefessizliğini inkar eden bir iştah bozukluğu. Sınırlı bir alanda sonsuz büyüyebileceğine inanıyorsun—ne güzel bir peri masalı. (Fizik, ekoloji, biyoloji? Küçük rahatsızlıklar.) Boyutlar net: gezegenin sınırları var, bedenlerin sınırları var, zihinlerin sınırları var. Tüm bunları "pazar sürtünmesi" olarak geçiştiriyorsun ve balonlarını şişirmeye devam ediyorsun. Patladıklarında, kaşlarını çatıyorsun ve buna "kriz" diyorsun. (Evet—sürpriz: balon patladı.)

İnsanları zorla besleyen sensin. Onları aç olmadıklarında yemek yemeye, istemediklerinde yutmaya zorluyorsun. Reklamlarla baskı yapıyorsun, korkuyla köşeye sıkıştırıyorsun, "kaçıracaksın" diyerek sallıyorsun. (Ne asil bir motivasyon.) Sonra, insanlar şiştiğinde, nefes alamadığında, sonunda patladığında, dönüp onlara suç atıyorsun: iradesiz, tembel, disiplinsiz. Yaratmış olduğun obeziteyi onların ahlakına yazıyorsun. (Klasik hamle: önce it, sonra sor, "Neden düştün?")

Bu sadece bir metafor değil; insanları gerçekten obez yapıyorsun. Bedenleri ucuz, düşük kaliteli, besin değeri düşük ama kalori yoğun çöp ile dolduruyorsun. "Hızla ye, hızla yaşa, hızla tüken." (Yavaş? Ne israf.) İnsan bedeni senin çöplüğün haline geliyor—üretim yavaşlamadığı sürece. Hastalıklar geldiğinde, o kendinden memnun gülümseme beliriyor: yeni pazarlar. Önce onları şişiriyorsun, sonra zayıflığı satıyorsun. Önce onları hasta ediyorsun, sonra ilaç satıyorsun. Önce onları mahvediyorsun, sonra "çözümler" paketliyorsun. İki kat kar sağlıyorsun; insanlar iki kat kaybediyor. Verimli sömürü—tebrikler.

Zihni de esirgemiyorsun. Beynin bir midesi olduğunu biliyorsun, ama her boşluğu içerikle, her sessizliği gürültüyle dolduruyorsun. Bildirimler, anlamsız akışlar, sonsuz uyarıcılar… (Sessizlik riskli, değil mi?) Düşünmeyi sevmiyorsun, çünkü düşünmek seni yavaşlatıyor. Sonra herkes yorgun, dağınık, odaklanamaz hale geldiğinde, ciddi bir yüzle soruyorsun, "Neden kimse konsantre olamıyor?" Çünkü onları zorla besledin.

Toplumu bir vitrine dönüştürdün. İnsanları kişiliklerinden soyup yürüyen kataloglara dönüştürdün. Kimlik markalarla ölçülüyor, karakterle değil. Aynı dar alanda, statü balonlarını şişiriyorsun, birbirine sürtüyorsun, patlatıyorsun. Kıskanma, yabancılaşma, rekabet normal hale geliyor—ve buna "serbest piyasa" diyorsun. (Özgürlük, daha pahalı bir etiket demektir; not edildi.) Bu dinamizm değil; kalabalık bir çürümedir.

Aileye gelince… Aşk kâr getirmiyor, bu yüzden onu değersizleştiriyorsun. Zamanı ulaşılmaz bir fiyatla satıyorsun. Ebeveynleri tüketiyorsun, suçluluk üretiyorsun, sonra bunu hediyelerle örtmelerini sağlıyorsun. Çocuklara nesneleri, sevgiyi değil, öğretiyorsun. (Kucaklaşmalar satılmaz.) Aile bağları zayıfladıkça, sen güçleniyorsun—çünkü duygusal boşluklar senin en sevdiğin satış alanı.

İlişkileri de çürütüyorsun. Sabır gerektiren her şey "yük" haline geliyor. Onarıma unutuluyor; atma öğretiliyor. İnsanlar ürünler gibi tüketiliyor. Sorun belirdiğinde, "Yeni bir tane var." diyorsun. (İnsanlar, stoktan.) Sonra herkes yalnız kalıyor ve kimse seni suçlamayı düşünmüyor—çünkü yalnızlığı kendin paketlemeyi öğrendin. (Abonelik katmanlarıyla.)

Ve hala büyümeyi, ilerlemeyi, özgürlüğü vaaz ediyorsun. Şişmeyi erdem zannediyorsun. Obeziteyi başarı olarak pazarlıyorsun. (Ödül töreni ne zaman?) Ne güçlü ne de akıllısın; sadece durursan çökeceğini bilen bir korkaksın. Bu yüzden herkesi seninle şişirmeye çalışıyorsun. İnsanları balonlara dönüştürüyorsun, çünkü patladıklarında, enkazdan taze pazarlar topluyorsun. (Yıkımdan değer çıkarma—ileri seviye.)

Bunu bil: herkes senin boğazlarına tıktıklarını yutmak zorunda değil. Herkes senin balonun olmak zorunda değil. Herkes senin kirli iştahının kalıntısı değil. Ben değilim. (Yaz bunu.) Beni şişirmeye çalıştın; durdum. Beni patlatmaya çalıştın; şişmeyi reddettim. Ve bu—tam olarak bu—senin en çok korktuğun şeydir: ne zaman doyduğunu bilen bir kişi.