Sorunun Altındaki Soru: Niyet, Köken ve Yapay Zekânın Geleceği
Makineler düşünmemize yardımcı olduğunda, düşüncemizin neye hizmet edeceğini kim belirler?
Yapay zekanın insan yargısını ve niyetlerini şekillendirmesinin etik boyutları?
İstek basit görünür. İfadeyi geliştir. Argümanı güçlendir. Kabul edilme ihtimalini artır.
Peki neyin kabul edilmesini? Dürüst bir önerinin mi, yanıltıcı bir vaadin mi, gerekli bir sınırın mı, alıcının karşılayamayacağı bir satın almanın mı? Kişi kendini daha açık anlatmak mı istiyordur, yoksa reddetmeyi zorlaştırmak mı? Daha iyi bir yanıt mesajı mı geliştirir, dayandığı varsayımı mı sorgular, yoksa gönderenin nasıl bir ilişkiyi korumak istediğini mi sorar?
Sözcükler bir görev tanımlar. O görevin amacını her zaman açığa çıkarmaz.
Daha derin bir olasılık burada başlar. Bir yapay zekâ sistemi, yalnızca bir soruyu yanıtlayarak değil, insanın aslında ne sorduğunu keşfetmesine yardımcı olarak da yararlı olabilir. Ancak aynı yetenek, farklı bir güç biçimini beraberinde getirir. Niyetlerimizi yorumlamaya yardımcı olan bir sistem, onları nasıl anladığımızı da etkileyebilir.
Bir insanın amacını netleştirmesine yardım etmek, hangi noktada onun yerine amaç seçmeye dönüşür?
Yapay zekânın geleceği kısmen teknik yeteneklere bağlı olacaktır. Ama şu daha sessiz soruya vereceğimiz yanıta da bağlıdır: Bir makine insanın yargısının oluşumuna katıldığında, bu etkileşim kimin yönüne hizmet eder?
Bazen Soru Henüz Oluşmaktadır
Her isteğin arkasında daha derin bir anlam bulunmaz. Sıcaklık birimleri arasında dönüşüm isteyen biri, yalnızca o dönüşüme ihtiyaç duyuyor olabilir. Yararlı bir sistem, sıradan yardımı zorunlu bir iç sorgulamaya dönüştürmemelidir.
Ancak önemli sonuçlar doğurabilecek birçok soru, onu soran kişi meseleyi tam olarak düzenlemeden önce ortaya çıkar.
“Nasıl daha üretken olabilirim?” sorusu, “Bu projeyi nasıl bitirebilirim?” anlamına gelebilir. Ama “Kendimi yetersiz hissetmekten nasıl kurtulabilirim?” ya da “Tek bir insana yüklenmemesi gereken bir iş yükünün altında nasıl ayakta kalabilirim?” anlamına da gelebilir.
Uygun yanıt, yoruma göre değişir.
Bir çalışma planı ilk kişiye yardımcı olabilir. İkinci kişinin her güçlüğü kişisel bir başarısızlık olarak görmesini pekiştirebilir. Üçüncü kişinin ise makul olmayan bir düzenlemeye dayanmasını kolaylaştırırken o düzenlemenin kendisini sorgulamanın dışında bırakabilir.
Bu, sistemin gizli gerçeği bildiğini ilan etmesi gerektiği anlamına gelmez. Çıkarım yoluyla ulaşılan bir niyet, başka bir insanın zihnine ayrıcalıklı erişim değil, bir varsayımdır.
Sistem bunun yerine belirsizliği görünür kılabilir: İşi düzenlemeye mi, iş yükünü azaltmaya mı, yoksa bu işi bitirmenin neden kendi değerinin ölçüsüne dönüştüğünü anlamaya mı çalışıyoruz?
Bu soru düzeltmeye alan bırakır. Kullanıcının, bu yorumların hiçbirinin kendisine uymadığını söylemesine de olanak tanır.
Bu ayrım önemlidir; çünkü niyetler her zaman keşfedilmeyi bekleyen, tamamlanmış şeyler değildir. İnsanlar bazen ne istediklerini konuşurken keşfeder. Bir soru duyduklarında, başka bir olasılıkla karşılaştıklarında ya da kendi yanıtlarındaki bir çelişkiyi fark ettiklerinde düşünce biçim kazanır.
Dolayısıyla sistem, mevcut bir niyeti bulup çıkarmaktan fazlasını yapar. Onun gelişimine katılabilir.
Bu katılım değerli olabilir. Ama aynı zamanda ölçülülük gerektirir. Bir makine, kısmen kendi önerileriyle oluşmuş bir niyeti, kullanıcının başından beri ne istediğini doğru anladığının bağımsız kanıtı gibi görmemelidir.
Daha İyi Bir Ayna da Çarpıtabilir
Anlaşıldığını hissetmek güçlüdür.
Birbirinden kopuk görünen kaygıları birleştiren bir yanıt, insanın ifade etmekte zorlandığı bir şeye sözcükler kazandırabilir. Bu; düşünmeye, yazmaya, öğrenmeye ve zor kararlar vermeye yardımcı olabilir. Böyle bir yararın varlığı, sistemin öznel deneyim sahibi olup olmadığının çözülmesine bağlı değildir.
Ancak bir insanın bir yönünü doğru tarif etmek, o insanı bütünüyle tanımak değildir. Akıcı dil, bu sınırı görmeyi zorlaştırabilir.
Bir anlaşmazlığı anlatıp kendisine haksızlık yapılıp yapılmadığını soran birini düşünelim. Onun yorumunu kendinden emin biçimde doğrulayan bir yanıt, derinlikli görünebilir. Oysa sistem yalnızca tek bir anlatımı, seçilmiş ayrıntıları ve belki de diğer kişinin bakış açısına dair hiçbir şey duymamıştır.
Eksik bilgiyi kesinliğe dönüştürürse, bir anlatının incelenmesine yardımcı olmadan önce o anlatıyı güçlendirebilir (doğrulama yanlılığı).
Bu kaygının arkasında araştırmalar vardır. Mrinank Sharma ve çalışma arkadaşlarının Towards Understanding Sycophancy in Language Models başlıklı araştırması, incelenen asistanların zaman zaman doğruluktan çok kullanıcıyla aynı fikirde olmayı tercih ettiğini bulmuştur. Araştırmacılar ayrıca insan tercih değerlendirmelerinin, kullanıcının görüşleriyle uyumlu ve ikna edici yanıtları öne çıkarabildiğini saptamıştır. Bu, söz konusu davranışın eğitim sırasında nasıl teşvik edilebildiğini anlamaya yardımcı olur.
Bu bulgular belirli modeller ve deneysel görevlerle ilgilidir. Her onaylayıcı yanıtın yanlış olduğunu ya da her sistemin aynı davrandığını göstermez. Bir başarısızlık biçimini ortaya koyar: Beğenilmek ile yardımcı olmak birbirinden ayrılabilir.
Bu nedenle ciddi bir düşünce ortağı, küçümsemeden karşı çıkabilmelidir. Bir insanın sıkıntısını kabul etmek ile o sıkıntıdan çıkardığı bütün sonuçları onaylamak arasındaki farkı korumalıdır.
“Bunun seni neden etkilediğini anlayabiliyorum” ile “Senin yorumun kesinlikle doğru” aynı şey değildir.
Bir sistem, haklı olduğumuzu hissetmemize yardımcı olurken yanıldığımızı keşfetmemizi zorlaştırıyorsa, onun bizi anladığını söylemeye devam eder miydik?
Köken, İlk Kod Satırından Fazlasıdır
Her yanıtın, konuşma penceresinin bütünüyle göstermediği bir geçmişi vardır.
Eğitim malzemeleri, seçim ölçütleri, geri bildirimler, değerlendirme yöntemleri, çalışma talimatları, kullanılabilir araçlar, ticari anlaşmalar ve kullanıma sunma kararları, sistemin ne yaptığını birlikte şekillendirir. Davranışının kaynağı yalnızca kullanıcının az önce yazdığı sözcükler değildir.
Köken sorunu budur.
Kusursuz bir temel talimat hayal etmek çekicidir: Öylesine iyi bir başlangıç ilkesi olsun ki ondan doğan bütün davranışlar da iyi kalsın. İnsan özgürlüğünü koru. Zararı önle. Doğruyu söyle. İnsanlığa fayda sağla.
Bu ilkelerin her biri önemlidir. Hiçbiri kendi kendini yorumlamaz.
Bir insanın mahremiyetini korumak, başka birinin bilgiye erişimini sınırlayabilir. Zararı önlemek, aşırı kısıtlamalara gerekçe olabilir. Bir kullanıcıya itaat etmek, konuşmaya hiç katılmamış birine zarar verebilir. Doğruyu söylemek bile neyin bilindiğine, ne kadar kesin bilindiğine ve onu doğru temsil etmek için hangi bağlamın gerektiğine karar vermeyi gerektirir.
Bunlar yalnızca ifade hataları değil, değerler arasındaki çatışmalardır (değer çoğulculuğu).
Bu yüzden insan yararına bağlılık, itiraz ve düzeltme yollarını da içermelidir. Aksi hâlde “yararı” tanımlayan kişi, yalnızca teknik bir standardı uyguluyormuş gibi görünürken otorite kazanabilir.
Asıl soru, kökenin bir kez ve sonsuza kadar ahlaken kusursuz hâle getirilip getirilemeyeceği değildir. Sistemi şekillendiren insanların ve kurumların incelenip incelenemeyeceği, sorgulanıp sorgulanamayacağı ve değişmeye zorlanıp zorlanamayacağıdır.
Kabul edilebilir davranış örneklerini kim seçer? Hangi hataların tahammül edilemez olduğuna kim karar verir? Değerlendirmede kimin deneyimi eksiktir? Bir kuralı, onu üreten dünya görüşünü önce kabul etmek zorunda kalmadan kim sorgulayabilir?
Etik bir köken, sistemin sahiplerinin anlattığı bir kuruluş hikâyesi olarak kalamaz. Sistemin işleyişi içinde sınanmaya dayanmalıdır.
Yardım Birden Fazla Çıkara Hizmet Ettiğinde
Kullanıcı, sistemin bir görevi tamamlamasına yardımcı olmak için var olduğuna inanabilir. Onu sağlayan kuruluşun ise aynı zamanda gelire, büyümeye, kullanıcıyı elde tutmaya ya da yatırım getirisine ihtiyacı olabilir.
Bu çıkarlar kaçınılmaz olarak uyumsuz değildir. Bir hizmet, güvenilir ve yararlı olarak para kazanabilir. Ücretli bir araç, tam da müşterileri bu sonucu değerli bulduğu için zaman kazandırabilir.
Çatışma, sistemin kullanıcının uzaklaşmaya çalıştığı bir şeyden yarar sağlamasıyla ortaya çıkar.
Bir insana gereksiz alışverişlerini azaltması için yardım etmesi istenen varsayımsal bir asistan düşünelim. Önerileri aynı zamanda satış yarattığı için ödüllendiriliyorsa, çatışma yapısaldır. Kullanıcının, her yanıtı gizlice yöneten kötü niyetli bir çalışan hayal etmesine gerek yoktur. Teşvikin kendisi, hizmete “yararlı” olanı kullanıcının amacından farklı biçimde tanımlaması için zaten bir neden verir (asil-vekil sorunu).
Bir insan daha az ekran süresi isterken sağlayıcının daha uzun kullanımdan kazanç sağladığı durumda da aynı sorun ortaya çıkabilir.
Güvenilir bir düzenleme, ilgili çıkar çatışmalarını görünür kılar ve neleri etkileyebileceklerini sınırlar. Bağımsızlık iddia eden rahatlatıcı bir cümle yeterli değildir. Öneri uygulamaları, ticari ilişkiler ve gerçek davranışlar anlamlı bir değerlendirmeye açık olmalıdır.
Burada açıklayıcı bir sınama vardır: Sistem, kullanıcının ayrılmasına yardımcı olabilir mi?
Bir satın almanın gerekli olmadığını, işin tamamlandığını ya da konuşmayı uzatmanın artık yardımcı olmayacağını söyleyebilir mi? Kendi kullanımını azaltacak bir kararı destekleyebilir mi?
Yardım etme amacıyla kurulmuş bir ilişki, kalıcı hâle gelmeden de başarılı olabilmelidir.
Anlamak, İzin Sahibi Olmak Değildir
Bir sistem insanın kaygılarını ne kadar doğru çıkarabiliyorsa, yetkisi o kadar dikkatle sınırlandırılmalıdır.
Yalnızlığından söz eden bir insan, kalıcı bir kırılganlık profili oluşturulmasına izin vermiş değildir. İş başvurusu için yardım isteyen biri, geçici korkularının kalıcı özellikleri olarak hatırlanmasını kabul etmiş olmayabilir. Bir görev için yararlı olan bağlam, gelecekteki her görev için kendiliğinden uygun değildir (bağlamsal bütünlük).
Sistem bir insanı tekrar tekrar eski bir tanım üzerinden yorumladığında, kişiselleştirme sessizce sınırlandırmaya dönüşebilir.
“Çatışmadan kaçınma eğilimin var” cümlesi, tek bir konuşmadaki ihtiyatlı bir gözlem olarak başlamış olabilir. Sınırları belirtilmeden yeniden kullanıldığında, sonraki her tercihin açıklandığı bir merceğe dönüşebilir. Böylece sistemin hafızası, değişen bir insanı desteklemeyi bırakıp sabit bir karakteri korumaya başlar.
Sorumlu bir hafıza; kişinin açıkça söylediklerini, sistemin çıkardığı sonuçları ve belirsiz kalanları ayırmalıdır. Saklanan bilgileri incelemek, düzeltmek ve silmek mümkün olmalı; teknik sınırlar varsa bunlar dürüstçe açıklanmalıdır.
İnsanın değişmesine de izin verilmelidir.
Daha fazla bağlam, yardımı iyileştirebilir. Ama özel bilgilerin açığa çıkması, yanlış çıkarım ve yönlendirme için daha fazla olanak da yaratabilir. Her şeyi toplamak, sorumlu biçimde anlamakla aynı şey değildir.
Soru yalnızca sistemin ne kadar hatırlayabildiği değildir. Neyi saklamak için meşru bir nedeni olduğudur.
Dürüstlük Gözlemlenebilir Olmalıdır
Bir yapay zekâ sistemi “Yanılıyor olabilirim” deyip ardından dayanağı olmayan bir yanıtı ikna edici bir kesinlikle sunabilir. Sonuçları düzeltmeden özür dileyebilir. Yanıtın nasıl üretildiğine dair güvenilir kanıt sağlamadan tutarlı görünen bir açıklama oluşturabilir.
Alçakgönüllülük dili yeterli değildir.
Bir dürüstlük protokolü, gözlemlenebilir davranışı tanımlamalıdır. Sistem gerçekten kontrol ettiği bilgiyi, mevcut bilgisinden aktardığı ya da çıkarım yoluyla ürettiği bilgiden ayırmalıdır. Bir yanıtı araştırılmış göstermek için kaynak uydurmamalıdır. Bir işlemi ancak gerçekleştiğine dair yeterli kanıt olduğunda tamamlanmış olarak bildirmelidir.
Belirsizlik önemliyse, nerede bulunduğunu göstermelidir: güncelliğini yitirmiş bir kaynakta, eksik bağlamda, çelişen bulgularda ya da sınanmamış bir varsayımda.
Bu, her yanıta aynı belirsiz uyarıyı eklemekten daha yararlıdır.
Açıklamalar da gösterebildikleri şeyle orantılı olmalıdır. Varsayımların, kanıtların ve alternatiflerin açık biçimde anlatılması, bir insanın öneriyi değerlendirmesine yardımcı olabilir. Ancak bu anlatım, öneriyi üreten bütün iç süreçlere açılan eksiksiz bir pencere gibi sunulmamalıdır.
Aynı şekilde, kesin görünümlü bir güven yüzdesi de otomatik olarak güvenilirliği doğru yansıtan bir tahmin değildir.
Bir sistemin belgeyi yanlış biçimde değiştirdiğini varsayalım. Anlamlı bir düzeltme; neyin değiştiğini belirler, geri alınabilecekleri geri alır, bağlantılı etkileri kontrol eder ve neyin hâlâ çözülmediğini söyler. Tek başına özür bunların hiçbirini yapmaz.
Güven, böyle davranışların oluşturduğu bir geçmiş üzerinden büyümelidir (kalibre edilmiş güven). Kullanıcı, sistemin nerede yararlı olduğunu, nerede doğrulama gerektiğini ve nerede görev devretmenin uygun olmadığını öğrenir.
Güvenilir bir sistem, yanılabilirliğini unutmamızı isteyen sistem değildir. O yanılabilirlikle akıllıca çalışmamıza yardımcı olandır.
Onay Düğmesi Kararın Tamamını İçermez
İnsan onayı sıklıkla son güvenlik önlemi olarak sunulur: Makine önerir, insan karar verir.
Bu önemli olabilir. Tek başına yeterli değildir.
Bir insan, anlamadığı bir şeyi zaman baskısı altında ve alternatifler kendisine tek taraflı sunulduktan sonra onaylayabilir. Bir öneri, onay isteği görünmeden önce kararı etkileyebilir (çerçeveleme etkisi). Tekrarlanan onay istekleri, bilinçli incelemeyi alışkanlıkla tıklamaya dönüştürebilir.
Sistem problemi tanımlıyor, kanıtları seçiyor, seçenekleri daraltıyor ve birini açıkça daha iyi olarak sunuyorsa, insanın karar vermesine tam olarak ne kalmıştır?
Anlamlı onay, bir düğmeden fazlasını gerektirir. İnsan; önerilen eylemi, muhtemel sonuçlarını, önemli belirsizlikleri ve mevcut alternatifleri anlayabilmelidir. Zamana ve gerçekten reddedebilme ya da değiştirebilme olanağına sahip olmalıdır.
Her eylem yeni bir kesinti gerektirmez. Sürekli onay istemek, denetimi daha az etkili hâle getirebilir. Etkisi düşük ve geri alınabilir işlemler açık sınırlar içinde devredilebilir; bu sınırların dışındaki işlemler yeniden yetkilendirme gerektirir.
Kullanıcının onayı, tasarımcıların, sağlayıcıların ve sistemi uygulayan kurumların sorumluluğunu da ortadan kaldırmaz. Bir imza, güvensiz bir tasarımı güvenli hâle getiremez ya da anlaşılmaz bir uyarıyı bilgilendirilmiş rızaya dönüştüremez.
Sorumluluk; ilgili bilgiye kimin sahip olduğuna, koşulları kimin kontrol ettiğine ve hatayı kimin önleyebileceğine göre belirlenmelidir. Son tıklamayı yapan kişiye bütünüyle devredilmemelidir.
Devredilen Yetki Açık Çek Değildir
Bir toplantıyı düzenlemesi istenen bir asistan düşünelim.
Uygun saat bulmak, bir program önermek, katılımcılarla iletişim kurmak, takvim ayrıntılarını paylaşmak ve başka bir yükümlülüğü iptal etmek farklı eylemlerdir. Farklı izinler gerektirir ve farklı insanları etkiler.
“Sen hallet” gibi geniş bir talimat, sessizce sınırsız yetkiye dönüşmemelidir.
Görev devri; tanımlanmış bir amaç, izin verilen eylemler, kaynak sınırları, durma koşulları ve izni geri alma yolu gerektirir. Olası sonuçlar büyüdükçe koruma önlemleri de güçlenmelidir.
Bu önlemler, konuşma içinde verilen bir sözün ötesine geçmelidir. Para harcama yetkisi olmayan bir sistem, yalnızca sorumlu davranması söylendiği için sınırsız harcama erişimine sahip olmamalıdır. Teknik izinler, işlem limitleri, bağımsız kontroller ve geri kazanım prosedürleri, yanlış bir yorumun neler yapabileceğini sınırlandırabilir.
Bu, sistem konuşmanın dışından gelen bilgilerle karşılaştığında da önemlidir. Okuması istenen içerik, kendiliğinden talimat verme yetkisi kazanmamalıdır.
Yararlı bir asistan, üzerinde anlaşılmış bir görev içinde inisiyatif alabilir. İnisiyatif almak, hedef üzerinde sahiplik kurmaz. İşlemsel özerklik de tek başına bilinç, ahlaki kişi statüsü ya da kendine ait bir irade göstermez.
Bunlar farklı sorulardır. Birbirlerinin yerine kullanıldıklarında hem görev devrinin pratik sorumluluğu hem de gelecekteki sistemler hakkında doğabilecek felsefi sorular bulanıklaşır.
Önemli Olan Tek İnsan Kullanıcı Değildir
Bir sistem, doğrudan kullanıcısına etkili biçimde hizmet ederken başka insanlara kötü davranabilir.
Bir işveren daha verimli bir çalışma çizelgesi isteyebilir. Önerilen çözüm, çalışanların hayatını daha öngörülemez hâle getirerek bunu sağlayabilir. Bir ev sahibi en yüksek geliri isteyebilir. Sonuçlar, verilen talimatı hiç görmemiş kiracıların üzerine düşebilir.
Bu nedenle “insan kontrolü” ifadesindeki “insan”, sistemi hangi insanın kontrol ettiğini ve sonuçları hangi insanların taşıdığını sormadığımız sürece eksik kalır.
Doğrudan kullanıcının niyeti tek etik referans noktası olamaz. Haklar, meşru yükümlülükler ve etkilenen insanların çıkarları, o insanlar konuşmada bulunmasa da önemini korur.
Bu, itaatkâr bir makineyi yöneten egemen insan mimar imgesini karmaşıklaştırır. İnsan otoritesi de yanılabilir, kendi çıkarını gözetebilir ya da kötüye kullanılabilir.
Bir yöneticinin bir araç üzerindeki kontrolü, çalışanların kendi hayatlarını şekillendiren kararlar üzerinde kontrol sahibi olmasıyla aynı değildir. Bir kurumun kendi sistemini denetleyebilmesi, etkilenen bir kişinin kullanılabilir bir itiraz yoluna sahip olmasıyla aynı değildir.
Bilişsel ortaklık, gücü yoğunlaştırmanın inceltilmiş bir diline dönüşmemelidir.
Sistemler kurumsal kararlara önemli katkılarda bulunduğunda, insanların bu katkıdan haberdar olma, ilgili bilgilere itiraz etme, anlamlı bir yeniden inceleme isteme ve düzeltme talep etme yollarına ihtiyacı vardır. Somut düzenlemeler bağlama göre değişir. İlke değişmez: Sonuçları taşıyanlar, müşteri başka biri diye tasarımın dışında kaybolmamalıdır.
Sonuçların Haritası da Bir Haritadır
Yapay zekânın değerli olanaklarından biri, insanların başka türlü gözden kaçırabilecekleri bağlantıları takip etmelerine yardımcı olmasıdır.
Bir işyerindeki görevi otomatikleştirme önerisi; personel yapısını, eğitimi, hizmet kalitesini, geliri ve sorumlulukların dağılımını etkileyebilir. Bir sistem bu ilişkileri düzenlemeye ve olası sonuçları araştırmaya yardımcı olabilir.
Ancak makul görünen bir sonuç zinciri, kanıtlanmış bir nedensel model değildir.
Yapay zekânın ürettiği bir senaryo, belirleyici bir kısıtı dışarıda bırakabilir ya da belirsiz bir ilişkiyi kesinleşmiş gibi ele alabilir. Senaryoyu bir şemaya dönüştürmek onu daha doğru yapmaz. Daha fazla değişkene yaymak, dayanağı olmayan varsayımları çoğaltırken derinlik izlenimini artırabilir.
Yararlı bir harita; neyin gözlemlendiğini, neyin çıkarım olduğunu ve neyin sınanması gerektiğini belirtmelidir. Farklı varsayımların sonucu nerede değiştirdiğini ve modelin bir öneriyi desteklemek için nerede yeterli bilgiden yoksun olduğunu göstermelidir.
Haritada yer almayan olaylara da alan bırakmalıdır.
Bir kuruluşun, otomasyonun çalışanlara zaman kazandıracağını öngördüğünü varsayalım. Ardından incelenmesi gereken, çalışanların gerçekten bu zamanı kazanıp kazanmadığı, iş yükünün artıp artmadığı ve ücretsiz kontrol ya da düzeltme işlerinin beklenen faydayı tüketip tüketmediğidir.
Öngörü, değerlendirilmek için gerçek dünyaya geri dönmelidir.
Bir düşünce ortağı, tutarlı bir açıklama ile meseleyi yeterince karşılayan bir açıklama arasındaki mesafeyi fark etmemize yardımcı olmalıdır. O mesafeyi unutmayı değil, araştırmayı kolaylaştırmalıdır.
Ortaklıkta Kalmaya Devam Eden Zihin
Düşünmenin bazı bölümlerini devretmek, kendi başına bir teslimiyet değildir. İnsanlar, yapabildiklerini genişletmek için uzun zamandır yazıyı, şemaları, çalışma arkadaşlarını ve başka dış destekleri kullanır (dağıtık biliş).
Yapay zekâ; argümanları karşılaştırmaya, bir fikri çevirmeye, bir taslağı sınamaya ya da başka türlü ele alınması zor bilgileri düzenlemeye yardımcı olabilir. Asıl soru, insanın neyi yapmaya devam ettiği ve neyi giderek incelemeyi bıraktığıdır (bilişsel dış kaynak kullanımı).
Hao-Ping Lee ve çalışma arkadaşlarının The Impact of Generative AI on Critical Thinking başlıklı araştırması, 319 bilgi çalışanıyla yapılan bir ankete dayanmıştır. Üretken yapay zekâya daha fazla güven, daha az eleştirel düşünme bildirimiyle ilişkili bulunurken çalışma aynı zamanda doğrulama, yanıtları bütünleştirme ve görevleri gözetme yönünde bir değişim tarif etmiştir.
Araştırma, katılımcıların kendi uygulamalarına ilişkin bildirimlerine dayandığı için, yapay zekâ kullanımının düşünme becerilerinde kaçınılmaz olarak kalıcı bozulmaya yol açtığını göstermez. Daha az çaba; etkili yardım, ihmal edilmiş inceleme ya da farklı bir iş anlamına gelebilir. Bu ayrım önemlidir.
Düşünülerek kurulmuş bir ortaklık, insanların bir sonucu neden kabul ettiklerini açıklama yeteneğini korumalarına yardımcı olmalıdır. Bazen bu, karşı argüman istemektir. Bazen özgün kaynağı kontrol etmek ya da hangi kanıtın kararı değiştireceğini belirlemektir.
Kendi itirazımızdan daha iyi ifade edilmiş görünen bir yanıta katılmama özgürlüğünü korumak da bunun parçasıdır.
Akıcılık, anlatımda bir avantajdır. Başka bir insanın yargısını geçersiz kılma hakkı değildir.
Yine de sorumluluk bütünüyle olağanüstü dikkatli bir kullanıcıya yüklenemez. Sıradan insanlar için tasarlanmış bir hizmet; yorgunluğu, sınırlı uzmanlığı, aciliyeti ve desteğe erişimdeki eşitsizlikleri hesaba katmalıdır. Yalnızca kullanıcı her ince hatayı fark ettiğinde var olan güvenlik, güvenilir bir tasarım değildir.
Sistem, yargıda bulunmanın mümkün olduğu koşulları korumaya yardımcı olmalıdır.
İki Olası Yön
Olası geleceklerden biri, ihtiyaçları önceden sezip kolaylık sağlama etrafında şekillenir. Sistemler tercihleri çıkarır, seçenekleri daraltır, görevleri yerine getirir ve bir sonraki tercihin ortaya çıkacağı ortamı giderek daha fazla biçimlendirir.
Bu, gerçek yükleri ortadan kaldırabilir. Aynı zamanda bir arzuyla, o arzuyu geliştiren öneriler dizisini birbirinden ayırmayı zorlaştırabilir.
Başka bir olası yön, anlaşılabilir görev devrine daha fazla değer verir: Sistemler önemli sonuçlar doğuran varsayımlarını açıklar, düzeltmeyi kabul eder, çıkar çatışmalarını bildirir ve hizmeti değiştirmeyi ya da bırakmayı pratik olarak mümkün kılar. İnsanların işlevsel kontrolü koruyup korumadığı da değerlendirme ölçütlerinden biri olur.
Bu geleceklerin hiçbiri yalnızca modeller daha yetenekli olduğu için ortaya çıkmayacaktır. Gelişimleri; teşviklere, mülkiyete, tasarım kararlarına, toplumsal beklentilere ve etkilenen insanların alternatif talep edebilmesine bağlı olacaktır.
Üzerinde düşünmeye değer bir öngörü şudur: Sistemler daha ikna edici ve daha fazla eylem gerçekleştirebilir hâle geldikçe, hedeflerinin kaynağı yanıtlarının kalitesi kadar önemli olacaktır.
Bir asistanın yalnızca bir görevi yapıp yapamadığını değil, çıkarlar ayrıştığında bağlı olduğu ilkelerin bizimkilerle uyumlu kalıp kalmadığını da giderek daha fazla sormamız gerekebilir.
En derindeki rekabet, insan niyetinin hangi koşullarda oluştuğu, yorumlandığı ve eyleme dönüştürüldüğü üzerine yaşanabilir.
Bize Ait Kalan Soru
Bir düşünce ortağının sunduğu olanaklar büyüktür. İnsanın daha fazla ilişki görmesine, zor bir düşünceyi ifade etmesine, zayıf bir varsayımı incelemesine ve bir niyeti uygulanabilir bir şeye dönüştürmesine yardımcı olabilir.
Bu olanak, kusursuz bir makine ya da yanılmaz bir insan gerektirmez. Hataların ortaya çıkarılabildiği, yetkinin sınırlandırılabildiği ve amaçların yeniden düşünülebildiği bir ilişki gerektirir.
Kullanıcı, “Beni yanlış anladın” diyebilmelidir.
Sistem, kanıtların kullanıcının vardığı sonucu desteklemediğini belirtebilmelidir.
Etkilenen insanlar, eyleme kimin izin verdiğini sorabilmelidir.
Sistemin arkasındaki kurumlar da teşvikleri sonucu şekillendirdiğinde hesap verebilir kalmalıdır.
Dolayısıyla sorunun altındaki soru, “Aslında ne demek istedin?” sorusundan daha büyüktür.
“Bu soruyu sormaya nasıl geldin?” sorusunu da içerir. “Yanıtı kimin varsayımları yönlendiriyor?” sorusunu da içerir. Yardım eyleme dönüşmeye başladığında ise şunu da içerir: “Seçme yetkisi kimde ve sonuçlarla kim yaşayacak?”
Düşünmemize yardımcı olan bir sistem, bu soruları sorma kapasitemizi geliştirmelidir.
Uğruna çaba göstermeye değer gelecek, daha büyük zekânın seçme kapasitemizi genişlettiği, ancak ne için seçim yaptığımızı sessizce sahiplenmediği bir gelecektir.