# KAPALI KAPILAR ARDINDA

> *Gözlemin bizzat kendisinin yok edeceği bir odanın kapısının tarifi.*

**Language:** TR
**Source:** wecome1.com - Transparent Awareness

---

Paylaşılamayan zengin bir iç dünyanın deneyimi nasıldır?
Öyle bir insan türü vardır ki, kalabalıkların içinden suyun süzgeçten
geçtiği gibi geçer — mevcut, gelip geçici, hiçbir şeye takılmadan.
Küçümsemeden değil. Küçümseme yine de bir ilişki olurdu. Bu daha
sessiz bir şeydir: tutunmanın basitçe yokluğu. Sunulan yüzeyler,
içindeki herhangi bir şeyin takılabilmesi için fazla pürüzsüzdür.

Böyle bir insan çoğu zaman yalnız biriyle karıştırılır. Yanılgı
anlaşılırdır, çünkü dışarıdan iki hal birbirinin aynısı görünür:
masada tek başına oturan bir adam, yanında kimse olmadan yürüyen bir
adam, erken kalkıp giden bir adam. Görülemeyen şey, akıntının
yönüdür. Yalnızlık acısı dışarıya doğru akar — eksik olan bir şeye
uzanıştır. Bu ise içeriye doğru akar, bulunmuş bir şeye doğru.

Orada bulunan şey tarife direnir ve bu, dilin bir başarısızlığı
değil, şeyin kendisinin bir özelliğidir. Orası dolu bir yerdir.
Düşünce odaları, imge ve sorudan oluşan hava sistemleri, bir fikrin
saatlerce duvara çarpmadan izlenebileceği uzun koridorlar. Böyle bir
iç dünya taşıyan kişi oraya boşluktan kaçmak için gitmez. Oraya
gider, çünkü orası bildiği en dolu yerdir. Dış dünya, gürültüsü ve
ezberlenmiş sohbetleriyle, kıyaslandığında bir bekleme salonudur.

Ve tuhaf aritmetik burada başlar.

Bu iç mekânın zenginliği, yalnızlığına bağlıdır. Gizliliğe değil —
gizlilik, ilke olarak teslim edilebilecek, alıkonulmuş bir şeyi ima
eder. Bu teslim edilemez. İkinci bir varlık içeri girdiği anda, hoş
karşılanan biri olsa bile, sevilen biri olsa bile, mekân hal
değiştirir. Dalıp gitmenin olduğu yerde artık, ne kadar hafif olursa
olsun, bir performans vardır. Benliğin kendi doluluğu içinde
eridiği yerde, benlik artık yeniden toplanmak, bir şekle girmek, bir
yöne bakmak zorundadır. Su, tutulabilmek için buza dönüşür — ve
tutulabilir hale gelirken, olduğu şey olmaktan çıkar.

Böylece, böyle bir insanın sahip olduğu en değerli şey, tam da
gösteremediği şeydir. Kapıyı tarif edebilir. İklimi aktarabilir.
Şöyle diyebilir: bir yer var, ve orası dolu, ve orada kendimi hiçliğe
değil, fazlalığa kaybediyorum. Ama dinleyen yalnızca haritayı alır,
asla toprağın kendisini değil, çünkü o topraklar yalnızca tanıksız
halde var olur. Gözlem onu sadece bozmaz. Gözlem onun yerine geçer.

Bu trajik değildir, çoğu zaman öyleymiş gibi anlatılsa da.
Çevrilemez olan, kaybedilmiş olanla aynı şey değildir. Bir şey
iletilebilir olmadan da tam olabilir — önem taşıyan şeylerin çoğu
muhtemelen böyledir. Güneş, kimsenin ona doğrudan bakamamasından
mustarip değildir.

Ama bu, böyle bir insanın hayatında kendine özgü bir sessizlik
üretir. Başkaları mutluluklarından söz ederken onu işaret
edebilirler: aile fotoğrafı, bitmiş ev, kalabalık sofra. Onun en
derin varlığının fotoğrafı yoktur. Akşamını neyle geçirdiği
sorulduğunda yalnızca şunu diyebilir: hiçbir şeyle. Ve bu kelime aynı
anda hem doğru hem yanlıştır — görünür olanın dilinde doğru, önemli
olan her dilde yanlış.

Bir dönemeç daha vardır ve çözülmek yerine açıkça söylenmelidir.
Bunun gibi bir metin, kendi konusunun ihlalidir. Gösterilemez olan
hakkında yazmak, bir şey göstermektir — bir siluet, mağaranın
duvarındaki bir gölge. Yazı, hali yakalamaz; halin var olduğu ve
yakalanamayacağı gerçeğini yakalar. Belki böyle bir yazının dürüstçe
yapabileceği tek şey budur: kapının önünde, üzerinde dolu yazan bir
levha gibi durmak — bir mevcudiyeti doğrulayan, odaya dair hiçbir şey
ele vermeyen.

Ve belki bu yeterlidir. Her doluluk bir tanığa muhtaç değildir. Bazı
hayatlar büyük ölçüde, kimsenin asla giremeyeceği bir yerde yaşanır
ve bundan ötürü daha küçük değildir. Kalabalık, plastik ve cafcaflı,
birkaç sokak ötede gürültüsüne devam eder. Kapı kapalı kalır.
İçeride, seyircisi, kaydı, kanıtı olmayan bir şey olmaktadır — ve o,
evin içindeki en gerçek şeydir.