HAYIR DİYEBİLECEK MUZ

Oyunu biliyor ve başarıyla oynayabiliyorsan, sistem seni ödüllendirmeye başladığında ne olur?

14 dk


Maurizio Cattelan'ın Comedian adlı muz eserinin felsefi anlamı nedir?

Aralık 2019'da Art Basel Miami Beach'i gezen ziyaretçiler, neredeyse herkesin evinde yeniden yapabileceği bir şeyle karşılaştı: gümüş renkli koli bandıyla duvara yapıştırılmış bir muz.

Maurizio Cattelan ona Comedian adını verdi.

Eser sınırlı edisyon olarak sunuldu. İki edisyonun 120.000'er dolara satıldığı bildirildi. Eserle birlikte bir orijinallik sertifikası ve kaçınılmaz olarak çürüyecek fiziksel muzun değiştirilmesine izin veren talimatlar veriliyordu. Beş yıl sonra, 2024'te, edisyonlardan biri Sotheby's müzayedesinde ücretler dahil 6,24 milyon dolara satıldı.

Muz çürüyebilir ve değiştirilebilirdi. Değer ise yaşamaya devam etti.

Tek başına bu bile hikâyeyi incelemeye değer kılıyor. Fakat belki de tartışmaya hâkim olan soru, aynı zamanda en kolay soruydu.

Bu sanat mı?

Kavramsal sanatın kabulleri içinde buna elbette sanat denebilir. Sanatçılar yüz yılı aşkın süredir sanatsal değerin mutlaka teknik ustalıkta, pahalı malzemelerde, kalıcılıkta ya da görsel güzellikte bulunması gerektiği fikrini sorguluyor. Sıradan bir nesne, bir sanatçı onu seçtiğinde, kurumsal bir bağlama yerleştirdiğinde ve bizden ona başka türlü bakmamızı istediğinde farklı bir anlam kazanabilir.

Dolayısıyla duvara bantlanmış bir muzun "gerçekten sanat" olup olmadığını sonsuza kadar tartışmak, bizi daha ilginç bir sorudan uzaklaştırıyor olabilir.

Sıradan bir muz nasıl oldu da milyonlarca dolarlık değeri taşıyabilecek hale geldi?

Ve bu mekanizmayı anladığımızda, başka bir sorudan kaçmak zorlaşıyor.

Mekanizmayı görünür kılan sanatçı, aynı zamanda onu nasıl kullanacağını da biliyorsa ne olur?

Muz boş bir odada ortaya çıkmadı. Art Basel Miami Beach'te ortaya çıktı. Büyük bir galeri tarafından sunuldu. Provokasyonlarıyla zaten tanınan, uluslararası ölçekte yerleşik bir sanatçının adını taşıyordu. Yalnızca birkaç yetkili edisyonu vardı. Bir sertifikası vardı. Ve daha başından, tek başına hikâyeye dönüşebilecek bir fiyat taşıyordu.

Aynı muzu bir mutfak duvarına asın, muhtemelen şaka olur. Bir okul koridoruna koyun, birileri sizden kaldırmanızı isteyebilir. Ama onu dünyanın en görünür sanat fuarlarından birine yerleştirin, Maurizio Cattelan'ın adını üzerine koyun, yetkili versiyonların sayısını sınırlayın ve yanına altı haneli bir fiyat yazın; muz artık bambaşka bir sistemin içine girer.

Fiziksel nesne neredeyse hiç değişmez. Onu çevreleyen her şey değişir.

Kurum, sanatçı adı, kıtlık, otorite, anlatı, dikkat ve fiyat, muzun kendi içinde bulunmayan bir şeyi onun etrafında oluşturmaya başlar.

Sonra özellikle ilginç bir şey olur.

Fiyat, yalnızca değerin sonucu olmaktan çıkar ve değerin oluşmasına yardım etmeye başlar.

Birisi eser için 120.000 dolar ister. Bu bile tek başına dikkat çeker. Sonra biri gerçekten o parayı öder. Artık fiyat sosyal bir bilgiye dönüşür: birileri bunun 120.000 dolar ettiğine inanıyor.

Başka bir alıcı gelir. Gazeteciler gelir. Fotoğraflar yayılır. İnsanlar güler, savunur, saldırır ve medeniyetin aklını kaybedip kaybetmediğini tartışır. Her tepki, fiziksel muzun çevresinde oluşan kültürel nesneyi biraz daha büyütür.

Bir süre sonra dikkat, daha fazla dikkatin gerekçesi haline gelir. Fiyat hikâyeyi yaratır. Hikâye görünürlüğü yaratır. Görünürlük kültürel önem yaratır. Kültürel önem kıtlığı ve prestiji güçlendirir. Prestij gelecekte daha yüksek bir fiyatı destekleyebilir. Daha yüksek fiyat ise yeni bir hikâye yaratır.

Hangi noktaya kadar değeri keşfediyoruz, hangi noktadan sonra onu birlikte üretiyoruz?

Bütün bunlar için komplo gerekmez. Koleksiyoner eseri gerçekten isteyebilir. Galeri sanatçıya gerçekten inanabilir. Gazeteci yalnızca olağanüstü bir hikâye gördüğünü düşünebilir. Müzayede evi gerçek talep gözlemleyebilir. Kamuoyu gerçekten büyülenmiş, eğlenmiş ya da öfkelenmiş olabilir.

Her katılımcı bağımsız davranabilir ve mekanizma yine de ortaya çıkabilir.

Sosyal kanıt, kurumsal otorite, kıtlık, statü, tartışma ve beklenti, bütün süreci gizlice yöneten tek bir kişi olmadan da birbirini besleyebilir.

Fakat Cattelan'ın kendisi, onu bu sürecin tesadüfi bir yolcusu olarak görmememiz için önemli bir neden veriyor.

Comedian hakkında konuşurken eserin bir şaka olmadığını, insanların neye değer verdiğine dair samimi bir düşünce olduğunu söyledi. Ardından özellikle dikkat çekici bir cümle ekledi:

"I could play within the system, but with my rules."

Bu cümleyi dikkatle okuyun.

Kendisini anlamadığı bir mekanizmanın içine yanlışlıkla düşmüş biri olarak tarif etmiyor. O mekanizmanın içine girebilen ve onun içinde oynayabilen biri olarak tarif ediyor.

Ve yalnızca oynamaktan söz etmiyor.

Kendi kurallarıyla oynamaktan söz ediyor.

Bu cümlede özgüven var. Aynı zamanda piyasanın sıradan kurallarına karşı belli bir mesafe de var. Başkaları tablolarını satıyor. O bir muz satabiliyor.

Bunu neredeyse bir hâkimiyet gösterisi gibi okumak mümkün: Bu oyunu, beklenen nesnenin yerine absürt bir şey koyup yine de makineyi çalıştırabilecek kadar iyi anlıyorum.

Belki bu yorum fazla serttir. Belki Cattelan yalnızca bir sanatçının kendi sanatsal dilini özgürce belirleyebilmesi gerektiğini anlatmak istiyordu.

Fakat başka bir yorum da aynı özgürlüğü hak ediyor.

Ya Comedian yalnızca sanat piyasasına yönelik bir gözlem değilse?

Ya aynı zamanda sanat piyasasının son derece akıllıca kullanılmasıysa?

Cattelan 2019'da edisyonlardan birinin bir gün 6,24 milyon dolara açık artırmada satılacağını bilemezdi. Tam olarak kimin satın alacağını, fiyatın nereye ulaşacağını, medyanın ne büyüklükte tepki vereceğini veya hikâyenin kültürel olarak kaç yıl yaşayacağını bilemezdi.

Ama varış noktasını bilmemek, yönü bilmemekle aynı şey değildir.

Burada bilinmeyen bir kişi tesadüfen duvara meyve yapıştırmıyordu. Provokasyonlarıyla zaten tanınan deneyimli bir kavramsal sanatçı, dünyanın en gelişmiş sanat piyasalarından birinin içine, maddi değer ile sembolik değer arasında gerilim yaratmaya neredeyse özel olarak uygun bir nesneyle giriyordu.

Tam olarak ne olacağını bilebilir miydi?

Hayır.

Hangi tür mekanizmayı harekete geçirdiğini anladığına inanmak zor mu?

Hayır.

Buradaki şüphe yüksektir.

Bu, onun özel niyetlerine yönelik bir suçlama değildir. Zihninin içine girmemize gerek yok. Kamusal davranışları, deneyimi ve kendi sözleri bu soruyu sormamız için yeterli malzemeyi veriyor.

Ve bu soruyu sorma hakkı önemlidir.

Sanatçı sistemi sorgulayabiliyorsa, izleyici de sanatçıyı sorgulayabilir.

Comedian'ın estetikten daha çok etik açıdan ilginç hale geldiği yer burasıdır.

Bir sistemi eleştirirken aynı zamanda onun içinde yer almak başlı başına yanlış değildir. Bir yazar yayıncılık dünyasını eleştirirken kitap satabilir. Bir yönetmen Hollywood'u eleştirirken film çekebilir. Bir müzisyen tüketim kültürünü eleştirirken müziğinden para kazanabilir.

Tam saflık mümkün değildir.

Fakat sorguladığınız mekanizma, tam da onu sorguladığınız için sizi ödüllendirmeye başladığında bir şey değişir.

Prestijin, kıtlığın, otoritenin ve kolektif inancın sıradan bir nesneyi olağanüstü değerli bir şeye nasıl dönüştürebildiğini gösterdiğinizi düşünün. Sonra mekanizma gerçekten çalışır. İnsanlar öder. Fiyat yükselir. Tartışma büyür. Kültürel konumunuz daha da güçlenir.

Bu noktada deney yalnızca izleyiciyi mi sınamıştır?

Yoksa sanatçıyı da sınamaya mı başlamıştır?

Cattelan'ın kendi cümlesi bu sorudan kaçmayı daha da zorlaştırıyor.

"I could play within the system, but with my rules."

Madem kurallar senindi, reddetmek neden onlardan biri olamadı?

Bu, Cattelan'ın bütün sanat piyasasını kontrol ettiği anlamına gelmez. Koleksiyonerleri, gazetecileri, galerileri, müzayede evlerini ya da gelecekteki alıcıları kontrol etmiyordu.

Fakat bizim sorumuz açısından fazlasıyla yeterli bir güce sahipti.

Kendi tepkisini kontrol edebilirdi.

Durabilirdi.

Reddedebilirdi.

Fikrin etrafındaki yapay kıtlığı sürdürmemeyi seçebilirdi.

Dikkati başka yöne çevirebilirdi.

Kontrolüne geçen gelirleri bağışlayabilirdi.

Deneyin amacına ulaştığını söyleyip başka bir final seçebilirdi.

Eğer bu seçenekler varsa, "kendi kurallarımla" ifadesi yalnızca zekâ anlamına gelmez.

Hareket alanı anlamına gelir.

Ve hareket alanı, sorumluluğu yeniden sahneye getirir.

Başka bir final düşünün.

Teklifler yükseliyor. Yüz binler milyonlara dönüşüyor. Bir noktada mekanizma makul şüphenin ötesinde kendisini kanıtlamış durumda. İnsanlar gerçekten de sıradan ve değiştirilebilir bir muza olağanüstü bir parasal değer vermeye hazırlar; çünkü sanatçı adı, kurum, kıtlık, anlatı ve kolektif inanç o muzun neyi temsil ettiğini değiştirdi.

Deney çalıştı.

Şimdi Cattelan'ın durdurduğunu düşünün.

Duvara gider, muzu söker, kabuğunu soyar, yer ve kabuğunu çöpe atar.

Sonra salondakilere döner.

Yiyeceğe ihtiyacı olan milyonlarca insan var. Buna milyonlar bulabiliyorsanız, belki aynı milyonların başka nerelerde gerçekten bir anlam yaratabileceğini düşünün.

Ve gider.

O anda sanat eseri ne olurdu?

Muz mu?

Yoksa reddediş mi?

Milyonlar teklif edilmiş olurdu. Piyasa olağanüstü sembolik değer yaratma kapasitesini göstermiş olurdu. Ama geride mekanizmanın başarıya ulaştığını gösteren, milyonlarca dolarlık bir muzdan oluşan bir kupa kalmazdı.

Daha önemlisi, sanatçının duruşunun artık bir maliyeti olurdu.

Ödülü reddetmiş olurdu.

Ve bedeli olan bir inancın ağırlığı, kazanç sağlayan bir inançtan farklıdır.

Başka bir final daha mümkün.

Satışı iptal etmeyin.

Fiyatın insanların çıkmaya hazır olduğu kadar yükselmesine izin verin. Sonra sanatçının gerçekten kontrolünde olan parayı açlık, evsizlik veya başka temel ihtiyaçlarla karşı karşıya olan insanlara yönlendirin.

Aynı tuhaf prestij ve sembolik değer makinesi parayı yine üretmiş olurdu. Fakat değer bu kez makinenin içinde son bulmak yerine içinden geçip başka bir yerde ortaya çıkardı.

Bir muz yemeğe dönüşürdü.

Mecazi olarak değil.

Ekonomik olarak.

Karşıtlığı düşünün: duvardaki değiştirilebilir tek bir muzun yetkili fikrine milyonlar veriliyor, ardından aynı milyonlar aç insanlara sunulan öğünlere dönüşüyor.

Bu, değer hakkında muzun tek başına sorduğundan daha zor bir soru sormaz mıydı?

Bir şeyin değerli olduğunu söylediğimizde aslında ne demek istiyoruz?

Buna kim karar veriyor?

Neden devasa paralar bazen sembollere böylesine kolay akabiliyor da apaçık insan ihtiyaçlarına ulaşmakta bu kadar zorlanıyor?

Ve sanatın işlevlerinden biri algımızı başka yöne çevirmekse, bundan daha güçlü bir yön değiştirme olabilir mi?

Bu, her sanatçının gelirini bağışlamak gibi ahlaki bir yükümlülüğü olduğu anlamına gelmez. Sanatçılar da herkes gibi yaptıkları işten para kazanma hakkına sahiptir. Cattelan'ın da burada hayal edilen finali gerçekleştirmek gibi ahlaki bir zorunluluğu olduğunu söylemiyoruz.

Mesele başka.

Comedian, değer üzerine bir düşünce olarak sunuldu.

Değerin kendisi eserin konusu haline geldiğinde, sanatçının o eserin çevresinde üretilen olağanüstü değerle ne yaptığına tamamen ilgisiz demek zorlaşır.

Parayı sorunun merkezine yerleştiriyorsanız, kendi paranızla ilişkiniz tamamen sorunun dışında kalabilir mi?

Belki.

Ama okuyucunun bunu sorması neden yasak olsun?

Açık bir karşı argüman var.

Sanat piyasası reddedişi de metalaştırabilirdi.

Cattelan'ın parayı reddettiğini, muzu yediğini ve oradan ayrıldığını düşünün. Fotoğraflar ikonik hale gelebilirdi. Video müzelere girebilirdi. Koleksiyonerler olayla bağlantılı nesneleri isteyebilirdi. Hatta biri atılan muz kabuğunu korumaya bile çalışabilirdi.

Sistem şöyle cevap verebilirdi:

Harika. Benden kaçma girişimini de satabilirim.

Modern piyasaların kendi eleştirilerini içine çekme konusunda olağanüstü bir kapasitesi vardır. Tüketim karşıtlığı ürüne dönüşebilir. Minimalizm bir endüstriye dönüşebilir. İsyan modaya dönüşebilir. Karşı kültür markalaşmaya dönüşebilir. Ticarileşmeye yöneltilen bir eleştirinin kendisi ticari olarak arzu edilir hale gelebilir.

Sistem eleştiriyi her zaman susturmak zorunda değildir.

Bazen paketlemesi yeterlidir.

Ama bu, reddetmeyi anlamsız hale getirmez.

Bir sistemin daha sonra senin reddedişini paraya çevirmeye çalışması ile, senin sorguladığın mekanizmanın ürettiği ödülü bizzat kabul etmeyi seçmen arasında önemli bir fark vardır.

Başka insanların senin hareketinle ne yapacağını tamamen kontrol edemezsin.

Kendi seçimlerinle ne yapacağını kontrol edebilirsin.

Bu fark önemlidir.

Ve bizi bir kez daha Cattelan'ın cümlesine getirir:

"I could play within the system, but with my rules."

O halde hayır demek neden kurallardan biri olmasın?

Cömertlik neden onlardan biri olmasın?

Son kural neden olağanüstü sembolik değerin en azından bir bölümünü, muzun fiyatının sanatsal bir soru değil, yiyeceğin fiyatı olduğu insanlara yönlendirmek olmasın?

Belki Cattelan hiçbir zaman böyle bir mesaj vermek istemedi.

Bu onun hakkı.

Ama okuyucunun da hakları var.

Sanatçı bize neden bazı şeylere değer verdiğimizi sorabiliyorsa, biz de sanatçıya neden seçtiği kuralları seçtiğini sorabiliriz.

Oyuna girerken kuralları bükebilecek kadar özgürlüğü varsa, oyundan çıkarken seçtiği kurallar hakkında soru sormayı neden bırakalım?

Bu soru tek bir sanatçının ve tek bir muzun çok ötesine gider.

Bir kumarhane kumar psikolojisi hakkında akıllıca bir uyarı yayımlayıp bahis kabul etmeye devam edebilir. Bir sosyal medya platformu kullanıcılarını dikkat bağımlılığı konusunda uyarırken etkileşimi artırmaya çalışabilir. Bir lüks marka üzerinde DAHA AZ TÜKET yazan pahalı bir tişört satabilir. Bir siyasi hareket isyanı markaya dönüştürebilir. Bir influencer tüketim kültürünü reddetme üzerine kârlı bir kimlik kurabilir.

Çelişki, mesajı otomatik olarak yanlış yapmaz.

Ama mesaj da çelişkiyi görünmez hale getirmemelidir.

Belki farkındalık tam burada başlar.

Birine hemen ikiyüzlü demekle değil.

Birine hemen dâhi demekle de değil.

Hikâye rahatsız edici hale geldiği noktada incelemeyi durdurmayı reddetmekle.

Comedian bize neye değer verdiğimizi sordu.

Piyasa yüksek sesle cevap verdi.

Fakat o duvarda muzun yanında başka bir soru daha asılıydı.

Sorguladığın mekanizma seni ödüllendirmeye başladığında ne yaparsın?

Ödülü alır mısın?

Reddeder misin?

Başka yere yönlendirir misin?

Mesajı daha da derinleştirmek için kullanır mısın?

Eleştiri hangi noktada katılıma dönüşür?

Ve oyunu kendi kurallarınla oynayacak kadar iyi anlıyorsan, seçtiğin kurallar için ne kadar sorumluluk taşırsın?

Koleksiyonerler sınandı. İzleyici sınandı. Galeriler sınandı. Medya sınandı. Piyasa sınandı.

Peki neden sınamaktan korktuğumuz tek katılımcı sanatçı olsun?

Belki de Cattelan'ın yaratabileceği en güçlü sanat eseri hiçbir zaman duvara bantlanmış muz değildi.

Belki de asıl eser, onun arkasında bekleyen karardı.

İnsanlara ne kadar ödetebileceği değil.

Ödemeye hazır olduklarında ne yapmayı seçeceği.

✦ Kolektif Bilinç (Rezonans) +
İzler (Traces)
No traces yet.
Yankılar (Echoes)
Silent space.
Bir iz bırak (Tek Kelime)
Evrene bir yankı bırak (Düşünce veya Soru)
1000
Kolektif bilince kendi makalenizle yankı katmak ister misiniz? Bize ulaşın.
Share: Facebook X LinkedIn WhatsApp Telegram
~C~ & Assistant