Seçtiğimiz kişiyi sevmeyi mi öğreniyoruz, yoksa yaptığımız seçimle yaşamayı mı öğreniyoruz?
Biri, "İstediğim kişi bu," diye düşünebilir. Diğeri, "Kurabileceğim hayat bu," diyebilir. İkisi de rahatlayabilir. İkisi de samimi olabilir. Plan yapabilir, birbirlerine özen gösterebilir ve korumaya değer bir şey bulduklarına inanabilirler. Yine de onları bir araya getiren sorular, uzun süre birbirinden farklı kalabilir.
Bir ilişki her zaman özlemin en güçlü olduğu yerde başlamaz. Sevdiğimiz kişi bizi sevmeyebilir. Mesafe, sorumluluklar, ailelerin beklentileri ya da birbiriyle bağdaşmayan hayatlar, ortak bir geleceğe engel olabilir. Bazen imkân vardır ama bedelini göze alamayız. Duygu ile imkân her zaman bir araya gelmez. Bir ilişki, diğer kişinin de bunu istemesini gerektirir; bizim arzumuz onun yerine bu kararı veremez.
Sevdiğimiz kişi, hayatımızı paylaşacağımız kişi olamadığında, birlikte bir hayat kurabileceğimiz birini seçip duyguyu sonradan geliştirmeye çalışabiliriz.
"Mümkün" sözcüğü üzerinde durmaya değer. Karşılıklı ilgiyi, duygusal yakınlığa açıklığı, birbiriyle uyumlu planları ya da yalnızca birbirinin yanında olabilmeyi anlatabilir. Tek başına bir insanın değeri hakkında hiçbir şey söylemez. Ulaşılabilir olan kişi de kendi geçmişi, istekleri ve seçimleri olan, başlı başına bir insandır. O da neyi kabul edebileceğine, nelerin gelişmesini umduğuna karar veriyor olabilir.
Birlikte olamadığımız kişi ise yarım kalmış bir hikâyenin koruması altında kalabilir. Hayalimizdeki o hayatın sıradan hayal kırıklıklarıyla, değişen isteklerle, ödenmemiş faturalarla ya da yıllar içinde birbirine alışmakla nasıl baş edeceğini hiç öğrenmek zorunda kalmayız. Yaşanmamış bir ilişki, yaşansaydı karşılaşacağı güçlüklerden uzak kalabilir. Gerçek bir partneri bu ihtimalle karşılaştırmak, onu sessizce, diğer katılımcının hiç ortaya çıkmak zorunda olmadığı bir yarışa sokabilir.
Yine de mümkün olanı seçmek, önemli bir şeyden vazgeçmeyi gerektirebilir. İnsan istikrar uğruna yoğunluktan, ortak bir gelecek uğruna belirli bir yakınlık biçiminden ya da istenmenin verdiği rahatlık uğruna derinden anlaşılma ihtimalinden vazgeçebilir. Yaşadığı yeri, geleceğini nasıl hayal ettiğini ya da kendini ne ölçüde ifade edebildiğini değiştirebilir.
Bu ödünlerin ağırlıkları farklıdır. Gerçekleşmesi mümkün olmayan bir kusursuzluk beklentisini bırakmak, başka bir insana yer açabilir. Sevgi, saygı, arzu ya da özgürlük ihtiyacını sürekli susturmak ise açılan o yerde yaşamayı giderek zorlaştırabilir. "Uzlaşma" sözcüğünün içine ne konduğunu, bundan kimin vazgeçtiğini ve kurulan düzenin hâlâ sorgulanıp sorgulanamadığını bilmeden, bu sözcük bize pek az şey anlatır.
Mantığa dayalı bir birliktelik çoğu zaman ortak hayatı mümkün kılan koşullar üzerinden tarif edilir: güven, uyum, karşılıklılık, maddi gerçekler ve ortak niyetler. Güçlü bir sevgi, bu değerlendirmelerle bir arada bulunabilir. Akıl devreye her girdiğinde ortadan kaybolması gereken sabit bir duygu miktarı yoktur.
Seçtiğimiz birini sevmeye çalışmak, bir süreci anlatır. Hayatın pratik koşullarında uyumlu olmak, bu sürece girmenin nedenlerinden biri olabilir. Korku, gurur, avuntu ve kabullenme de bulunabilir. Karara "mantıklı" demek, bu güdülerin her birinin o kararın içinde ne yaptığını açıklamaya yetmez.
Gurur, bir seçimi incelemeyi zorlaştırabilir; çünkü o karar, kendimizi nasıl gördüğümüzün bir parçası hâline gelmiştir. Belirsizliği kabul etmek, yanlış değerlendirdiğimizi kabul etmek gibi gelebilir. Kendimizi haklı çıkarma çabası da ilişkiye duyabileceğimiz merakın yerini alabilir.
Kabullenme, başka bir harekete izin verebilir. İstediğimiz bir şey olmamıştır ve hâlâ mümkün olan bir hayata yer açarız. Avuntu, bu kaybın acısını hafifletebilir. Gerçekçilik, ortak bir hayatın iki kişinin de isteğine ve hiçbirinin bütünüyle kontrol edemediği koşullara bağlı olduğunu görmemize yardımcı olabilir. Bu güdüler bir arada bulunabilir. Başlangıçta var olmaları, o insanlar arasında sonradan gelişecek her şeyi açıklamaz.
Bu yüzden "Onu sevmeye çalışıyorum" cümlesini dikkatle açmak gerekir. Bu çaba nereye yöneliyor?
Diğer kişinin dünyayı nasıl deneyimlediğini öğrenmeye, onu inciten şeylere karşı duyarlı olmaya, onunla vakit geçirmekten hoşlanmaya ve başlangıçta görünmeyen özelliklerini keşfetmeye yönelebilir. Sevgi, iki insanın gerçekten birlikte kurduğu hayatın içinde gelişebilir. Bir ilişkiye girmenin başlangıçtaki nedenleri, ardından gelen her şeyin anlamını sonsuza kadar belirlemez.
Çaba, mevcut düzeni katlanılır kılmaya da yönelebilir. İnsan yalnızlığı uzak tutmak, arzulanan biri olduğunu doğrulamak, alıştığı rutini korumak ya da bir kararı yeniden düşünmenin sonuçlarından kaçınmak için ilişkiye ihtiyaç duyabilir. Dikkatinin büyük bölümünü kendi hayatını olduğu gibi korumaya yöneltirken buna sevmeye çalışmak diyebilir.
Bazen insan, yaptığı bir seçimle barışmaya çalışır. Seçtiği kişiyi de ona yüklediği bu rolü hiç dile getirmeden, sessizce o huzuru korumaktan sorumlu tutabilir.
Diğer taraftan bakıldığında, seçilmiş olmak gerçek bir mutluluk verebilir. Biri size yer açar, sizi geleceğine dâhil eder ve varlığınıza önem verdiğini gösterir. Güvende hissetmek, yakınlığı mümkün kılabilir. O alanda minnettarlık, hayranlık, arzu ve şefkat gelişebilir. Eşit duygularla başlamayan bir ilişki, iki kişinin de bütün kalbiyle istediği bir ilişkiye dönüşebilir.
Taraflardan biri diğerinin ilk tercihi olmasa da bir ilişki değer taşıyabilir. İki insanın da nasıl bir ilişkiye girdiklerini keşfetme ve bu ilişkinin kendi ihtiyaçlarına karşılık verip vermediğine karar verme özgürlüğüne ihtiyacı vardır. Duygulara ilişkin belirsizlik dürüstçe dile getirilebilir. İnsanın sahip olmadığı bir kesinliği bilerek varmış gibi sunması, diğer kişinin seçimini farklı bir zemine taşır.
O kişi, başlangıçta var olan bütün duyguları hiçbir zaman öğrenemeyebilir. Seçimi yapan kişi bile artık o karışımı açıkça hatırlamayabilir. Zamanla görünür hâle gelebilecek olan, her birine ne kadar yer tanındığıdır: Sesleri duyuluyor mu, ihtiyaçları önemseniyor mu ve kurulan düzene bir tehdit gibi görülmeden değişebiliyorlar mı?
Seçilmiş olmak, iyi davranılacağının garantisi değildir. İnsan kararının sorumluluğunu alıp yanındaki kişiye özen gösterebilir. Kaybettiğini düşündüğü hayatın hesabını da tutabilir, partnerini hayal ettiği bir alternatifle karşılaştırabilir ve aradaki farkın hesabını ondan sorabilir. Böylece diğer kişiden, üstlenmeyi hiç kabul etmediği bir borcu ödemesi beklenebilir.
Aynı şekilde, iyi davranmak da tek başına bir ilişkinin duygusal gerçeğini bütünüyle açığa çıkaramaz. Özen; sevgiyi, sorumluluğu, minnettarlığı, alışkanlığı, suçluluğu ya da bunların birkaçını birden ifade edebilir. Tek bir davranıştan bir insanın bütün iç dünyasını okuyamayız. Ama diğer kişinin ihtiyaçları, ilişkinin sağladığı konforu sekteye uğrattığında neler olduğuna bakabiliriz.
İtirazları duyuluyor mu? Öngörmediğimiz bir isteğe yer var mı? Hayatımızı kolaylaştıran rolü reddedebiliyor mu? Bizi seçme ya da bu seçimi yeniden değerlendirme özgürlüğü, ilişkinin bir parçası olmaya devam eder. İki kişinin paylaştığı konfor, sevgiyi destekleyebilir. Bir kişinin sesinin duyulmamasına bağlı olan konforun ise bedelini bir başkası öder.
Bu denge, hayat boyunca değişebilir. İnsanların geleceklerini erken yaşta güvenceye almaya teşvik edildiği bir toplumsal ortam düşünelim: Uygun birini seç, bir yuva kur, belirsizlikten kaçın ve duygunun sonradan geleceğine güven. Böyle bir ortamda sevme kapasitesi varlığını sürdürürken sevginin ilk karar üzerindeki etkisi azalabilir. İnsan, isteklerini anlamaya pek fırsat bulamadan hangilerinden vazgeçeceğini öğrenebilir.
Yıllar sonra, o hayatı kurmuş biri, onun içinde gerçekte ne hissedebildiğini sormaya başlayabilir. Erken dönemde istikrar için duygusal yakınlıktan vazgeçmeye razı olmak, yerini yakınlık için istikrarı riske atmaya razı olmaya bırakabilir. Bir zamanlar pazarlığa açık görünen ihtiyaç, artık ertelemeye devam edemediği ihtiyaca dönüşebilir.
Bu, mümkün olan bir hareket; yaşa bağlı bir yasa değil. Genç biri güvenceye büyük önem verebilir. Daha ileri yaştaki biri, duygusal yakınlığı korumakta daha kararlı ya da ona ulaşmak için alıştığı hayatı riske atmaya daha istekli olabilir. Zaman, deneyim, sorumluluklar ve geriye kalana yüklenen anlam, farklı isteklerin ağırlığını değiştirebilir. Bu hareketin tek bir yönde ilerlemesi gerekmez.
İlerleyen yıllarda sevgiye yönelmek, mutlaka farklı bir partner de gerektirmez. Başından beri yanında olan kişiye yeniden dikkatle bakmakla başlayabilir. Bir çift, kurdukları hayatın ilişkinin kendisine çok az yer bıraktığını fark edebilir. O hayatın içinde nasıl yaşayacaklarına ilişkin yeni bir seçim yapabilirler.
Daha sonra başlayan bir aşk da özlem, gurur, avuntu ve kaçışın kendine özgü bir karışımını taşıyabilir. Ona aşk demek, hâlihazırda bu hayatın içinde olan insanlara karşı sorumlulukları ortadan kaldırmaz. İlk karar nasıl "mantıklı" sözcüğünün ötesinde incelenmeyi hak ediyorsa, sonraki karar da "aşk" sözcüğünün ötesinde incelenmeyi hak eder.
Bir kaydırma çubuğu imgesi, hareketi fark etmemize yardımcı olur; ama tek bir çizgi bütün ilişkileri içine alamaz. Hayata ilişkin pratik değerlendirmeler ile duygusal yakınlık birlikte güçlenebilir. Değişen şey, ilk sıraya koyduğumuz istek, yüzleşmeye razı olduğumuz belirsizlik ya da artık kabul edemediğimiz ödün olabilir.
Seçilen kişi de kendi hayatının içinden geçiyor. Bizim fark etmediğimiz bir sevgi geliştirmiş olabilir. Hiç sormadığımız ödünler vermiş olabilir. Seçilmiş olmanın konforunun, artık kendisine yer açmayan bir hayatta kalmanın güçlüğüne yavaş yavaş dönüştüğünü fark ediyor olabilir. İki kişinin anlatısından hiçbiri, ilişkinin bütünü değildir.
Nelerden vazgeçtiğimizi sorarak başlayabilir, ardından yanımızdaki kişinin nelerden vazgeçmekte olduğunu sorabiliriz. Kurduğumuz hayatı sarsan bir ihtiyacından söz ettiğinde, ona duyduğumuz merakı koruyabilir miyiz? Öğrendiklerimizin kurulan düzeni değiştirmesine izin verebilir miyiz?
İşte orada, hayatı kendisi için hazırladığımız yere sığmayan bir insanla karşılaştığımızda, neden kaldığımıza ilişkin açıklamamız, nasıl sevdiğimizin gerçeğiyle buluşmaya başlar.